Kategori arşivi: Makaleler

Organ Bağışı Hakkında Merak Ettikleriniz

Organ BağışıOrgan Bağışı nedir?
Sağlıklı bir kişinin ya da beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın organının/organlarının, organ yetmezliği yaşayan bir kişiye nakledilmek üzere bağışlamasıdır.
Tedavisi sadece organ ve doku nakli ile mümkün olan hastalıklar, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye’nin de önemli sağlık sorunlarının başında geliyor. Ülkemizde her geçen gün, organ ve doku nakli bekleyen hasta sayısı artıyor. Özellikle kalp ve karaciğer nakli bekleyen hastalar uygun organ bulunamaması nedeniyle hayatlarını kaybediyor.

Siz de organ bağışlayarak “yeni bir hayat” verebilirsiniz

Türk Nefroloji Derneği verilerine göre, ülkemizde Kronik Böbrek Yetmezliği nedeniyle 60 bin hasta diyalize giriyor. Bu sayının, gelişmiş birçok ülkenin neredeyse 2 kat olan yıllık yüzde 10 artış oranı ile, 2015 yılında 100 bini aşacağı tahmin ediliyor. Tedavi masraflarının ise iki katına çıkacağını, yaklaşık 1,5 milyar dolar olabileceği belirtiliyor. Organ Bağışı Hakkında Merak Ettikleriniz yazısına devam et

Sümer Kültürünün Medeniyete Katkısı

Mezopotamya uygarlığının temelini Sümerler oluşturmuştur. Diğerleri bu uygarlığı daha çok zenginleştirdiler. (Bu yönüyle medeniyet, çeşitli kavimlerin ortak ürünüdür.)
Mezopotamya uygarlığı egemenlik genişledikçe ve ticari ilişkiler sonucu Batı Asya’ya yayılmış ve etkilemiştir.
Bölgede taşın az bulunmasından dolayı yapılar kerpiç ve tuğladan yapılmış olduğundan zamanın acımasız etkisine dayanamamış bu yapılar günümüze yeterli sayıda ve sağlam olarak kadar ulaşamamıştır.
Tarih döneminin başlangıcı olarak kabul edilen yazının icadı acaba bin yıl önce veya sonra gerçekleşmiş olsa idi bugünkü medeniyetin nasıl olabileceği her zaman tartışılabilirdi.
Sümer kültürünün medeniyete başlıca katkıları:
1. Yazıyı icat etiler. Tabiidir ki yazıyı icat etmekle birlikte alfabe dediğimiz sesleri karşılayan bir takım şekiller (harfler)  de icat edilmiştir. Kil tablet denilen pişmiş tuğla üzerine çiviye benzeyen yazı ile dönemlerinin olayları yazıldı. Böylece insanlık tarihi yazılmaya başlandı.
Çivi yazılı kil tabletler, günümüze kadar ulaşmıştır ve bunlar bilim adamları tarafından okunmuştur. Okunan tabletler arasında Nuh tufanı, Gılgamış destanı, öyküler, anlaşmalar vb. bilgiler yer almaktadır. Sümer Kültürünün Medeniyete Katkısı yazısına devam et

Salur Kazanın Evinin Yağmalanması Hikayesi

Bir gün Ulaş oğlu Kazan Bey otağının gölgeliğinde hem şarap içerek eğleniyor hemde etrafı seyrediyordu.İçtiği şaraplar artık onu sarhoş ettiği için her önüne gelene elbiseler, kaftanlar, develer bağışlıyordu.Sol yanında dayısı Aruz,sağ yanında ise kardeşi Kara Göne vardı.Oğlu Uraz ise karşısında yay’a dayanmış duruyordu.
Kazan sağına dönüp Kardeşi Kara Göne’ye bakıp kahkalarla güldü.Sol tarafında bulunan dayısı Aruz’a bakınca ise içini kaplayan sevinç yüzüne vurdu. Sonra karşısında Oğlu Uruz’a bakınca elini yüzüne kapayıp ağlamaya başladı.Oğlu Uraz dayanmayıp yanına gelip diz çöktü. Babasına;
-“Sağına baktın güldün,soluna baktın sevindin ama beni görünce neden ağladın baba?” diyerek sebebini sordu.
Kazan Bey kızardı, oğlanın yüzüne bakarak; Salur Kazanın Evinin Yağmalanması Hikayesi yazısına devam et

Yaşar Erkan Kimdir?

Milli Güreşçi Yaşar Erkan;Erzincan’ın Refahiye İlçesine bağlı İspidi köyünde,1912 tarihinde  dünyaya gelir. Yaşar Erkan’ın babası da  köylerinde meşhur güreşçi Ali pehlivandır.1916 yılında İstanbul’a taşınmalarıyla Kumkapı Güreş Kulubüne girerek güreşe başladı.1933 yılında Türk Milli Güreş takımına seçilerek o tarihte Balkan Şampiyonluğunu kazandı. Bu şampiyonluğu 1934 ve 1935 yıllarında da devam ettiren güreşçimiz ; 1936 yılında Berlin’de greko-romen stilde 61 kilo Olimpiyat şampiyonluğunu kazandı Böylece Milli Güreşçi Yaşar Erkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin olimpiyatlarda aldığı ilk altın madalyayı kazanan sporcu olarak Türkiye spor tarihine adını altın harflerle yazdırdı.

Asıl soyadları Naçar olmasına ragmen olimpiyat şampiyonu olduktan sonra Atatürk tarafından Erkan olarak degiştirilmiştir.Mesleği terzilik olan güreşçimiz, Türk Milli Güreş Takımında antrenör olarakta görev yapmıştır.18 Mayıs 1986 yılında İstanbul’da vefaat etmiştir.

Yaşar Erkan, 1936 Yaz Olimpiyatları’nda altın madalya aldıktan sonra “Şampiyonluk Yaşar Erkan Kimdir? yazısına devam et

Adana Ermeni Olayları (1909)

Remzi KILIÇ(Prof. Dr. Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı,)

Hüseyin Klavuz(Uzm. Hüseyin Kılavuz, Niğde Yavuz Sultan Selim Anadolu Lisesi Öğretmeni. )

Özet: Ermeniler, Çukurova bölgesinde, özellikle Toroslar’da bir Kilikya Ermeni Krallığı kurmak için faaliyete geçmişlerdi. Bu iş için yabancı devletlerin desteğinde, Ermeni terör örgütleri silahlanarak Adana, Kozan, Haçın, Feke gibi kentleri kendilerine hedef seçmişlerdi. Osmanlı devletinin git gide zayıfladığını fırsat bilerek, Rusya Çarlığı, Fransa Krallığı ve İngiltere Krallığı’nın tahrik ve katkılarıyla Doğu Anadolu’da olduğu gibi Çukurova sahasında da isyan ve eylemlere yönelmişlerdir.

Ruslar, uzun zamandır Akdeniz’e çıkmak için Ermenileri bu hususta kışkırtmışlar ve Ermeniler de bu duruma gönüllü alet olmuşlardır. Kilikya yabancı devletlerin sömürgecilik emelleri uğruna müdahale edebilecekleri ve kontrol sağlayabilecekleri bir saha idi. 1890’da çıkan Maraş-Zeytun Ermeni isyanı gibi, Ermeniler için benzerini Adana’da da yapacakları bir isyanla Kilikya’da kurmak istedikleri Ermeni Krallığı’na bir başlangıç olacaktı. Türk- Ermeni ilişkileri yüz yıllar boyu müspet bir şekilde devam etmiş iken, sonradan bu ilişkiler ne yazık ki, bozulmuştur. Taşnak ve Hınçak gibi Ermeni terör örgütleri, yabancılardan aldıkları silah ve lojistik destekler ile bölgede faaliyetlerine başlamışlardır.

1909 yılında Adana ve havalisinde cereyan eden Ermeni isyanları ve olayları; yol kesme, karakol basma, sivil insanları katletme, arazide yangın çıkarma, her türlü tedhiş ve terör biçiminde eylemler, her geçen gün sürekli artırılmıştır. Bu bildiri de basın yayın belgeleri başta olmak üzere, tarihi vesikalar çerçevesinde bir sunum gerçekleştirilecektir. Çukurova’da meydana gelen Ermeni olaylarını ve terör faaliyetlerini içeren kaynaklardan ve özellikle Adana’da çıkan mahalli gazeteler, basın bildirilerinden yararlanarak bu dönemde ortaya çıkan olayları değerlendireceğiz. Adana başta olmak üzere Çukurova insanın feraseti ve cesareti ile Kilikya Ermeni Krallığı kurulamamıştır. Bu konular ayrıntılı olarak belirtilecektir.

Anahtar Kelimeler: Adana, Ermeni olayları, Çukurova, Kozan, Haçın, Türkler.

 

ARMENIAN OUTBREAKS IN ADANA (1909)

Remzi KILIÇ(Prof. Dr. Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı,)

Hüseyin Klavuz(Uzm. Hüseyin Kılavuz, Niğde Yavuz Sultan Selim Anadolu Lisesi Öğretmeni. )
Abstract:

Armenians started to rustle to found an Armenian Kingdom of Cilicia in Çukurova region, specifically around Taurus Mountains. For this purpose, with the support of foreign Adana Ermeni Olayları (1909) yazısına devam et

Akdeniz Anemisi (Beta Talasemi)Tedavisinde Yönlendirilmiş Kordon Kanı Bankacılığı

Talasemi hastalığını ilk kez 1925’te Thomas Benton Cooley ve Pearl Lee isimli doktorlar tanımlamıştır. Bu nedenle hastalığa bazen Cooley Anemisi ya da Akdeniz Anemisi denmektedir. Talasemi ismi Yunanca “Thalas” (deniz) ve “emia”(kan) kelimelerinin birleşmesinden köken alır. Hastalık daha çok deniz kenarında yaşayanlarda görüldüğü için “deniz kenarında görülen anemi” anlamında kullanılmıştır.

Beta talasemi anne ve babadan çocuklara geçen, önlenebilir bir kan hastalığıdır. Türkiye’nin de içinde olduğu Akdeniz ülkelerinde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Taşıyıcıların saptanması, genetik danışma ve doğum öncesi tanı konabilmesiyle engellenebilir bir hastalık olmasına rağmen, dünyada her yıl en az 365.000 talasemi hastası doğmakta ve tedavi görmektedir.

Türkiye’de beta talasemi taşıyıcısı sıklığı % 2,1 olup yaklaşık 1.300.000 talasemi taşıyıcısı ve 4.500 kadar talasemi hastası vardır. Beta talasemi hastalığının tedavisi doğru sürdürülmezse yaşam süresini kısaltan ve yaşam kalitesini çok olumsuz etkileyen bir durum alır.

Parent’s Guide to Cord Blood Vakfı’nın 2015 yılında yayınladığı sektör raporuna göre talasemi tedavisinde kardeşten kordon kanı nakli aile bankalarındaki en yüksek allojeneik tedavi olma yolunda ilerliyor.

Hastalığın tedavisi zordur ve maliyeti çok yüksektir. Talasemili bir hastanın yıllık tedavi maliyeti 10.000 Amerikan doları civarındadır. Bu nedenle, hastalıklı bireylerin doğmasını engellemek çok önemlidir ve gerekli koruyucu önlemlerin alınması devlet tarafından da desteklenmektedir2. 8 Mayıs Dünya Talasemi Gününde farkındalığı artırmak için faaliyetler yapılmaktadır.

Talasemi tüm dünyada görülür; ancak Afrika, Akdeniz ülkeleri ve Güneydoğu Asya nüfusunda daha yaygındır. Bir toplumda taşıyıcılık oranı ne kadar yüksekse rastlantısal olarak iki taşıyıcının evlenme ve hasta çocuk sahibi olma olasılığı da o kadar yüksektir. İki taşıyıcının evlenmesi sonucunda her bir çocuk için %25 oranında hastalıklı doğma, %50 taşıyıcı olma ve %25 normal doğma ihtimali vardır. Özellikle akraba evliliklerinde hastalıklı çocuk doğma riski yüksektir, bu kişilerin evlilik öncesi gereken tetkikleri yaptırmaları çok önemlidir. Akdeniz Anemisi (Beta Talasemi)Tedavisinde Yönlendirilmiş Kordon Kanı Bankacılığı yazısına devam et

Hazreti Yuşa (Hz.Yûşa) Türbesi-Yuşa Tepesi

İstanbul Beykoz’da XVI. yüzyılda Beşiktaşlı Yahya Efendi’nin (ö.1570) keşfettiği rivayet edilen Hz.Yuşa‘ın kabrinin bulunduğu rivayet edilen Yuşa tepesi’ni ziyaret ettim.Burada Sadrazam Yirmisekizçelebizade Mehmet Sait Paşa tarafından1755-56 yaptırılan mescit ve tekke sizi karşılıyor.Türbe olarak belirlenmiş olan kısımı ziyaret ettiğimde doğrusunu söylemem gerekirse 17 metre uzunlukta bir kabir ile karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim.Bu da mantığımı zorlayınca konuyu araştırmaya kara verdim. Aslında mantıklı düşünüldüğünde mezar yerinin tam olarak tesbit edilemediği için kabrin geniş tutulmuş olabileceğidir. Doğrusunu ancak Yüce ALLAH bilir.

Boğaza bakan 195 m. rakımlı Yuşa tepesinde ki  mezardan ilk bahseden kişi Evliya Çelebidir.Yuşa tepesini ve Hz.Yuşa’yı ziyaret ettiğini ve tepede bir tekke ve görevlilerin bulunduğunu Seyahatname’de belirtmiştir.(I, 198)

Şimdi gelelim Yuşa (a.s.)’ın kabrinin Beşiktaşlı Yahya efendi (k.s.) tarafından nasıl tespit edildiğinin rivayetine…

“Yavuz Sultan Selim, Trabzon’da Vali iken, oğlu Sultan Süleyman dünyaya gelince bir sütanne bulunur. Aradan yıllar geçtikten sonra Sultan Süleyman Padişah olur. Sütannesinin oğlu olan süt kardeşi Yahya Efendi de tasavvuf ehli büyük bir alim olur.
Yahya Efendi, dergahında uyurken rüyasında bir zat karşısına çıkarak” Ben Yuşa Peygamberim ve şu tepede yatıyorum. Beni ziyaret et ”der.
Yahya Efendi sabah uyanınca “Hayırdır İnşaallah ” diye düşünerek günlük yaşantısına Hazreti Yuşa (Hz.Yûşa) Türbesi-Yuşa Tepesi yazısına devam et

Google Chrome Web Site Bildirimleri Nasıl Kapatılır?

Günümüzde bir çok  web sitesi şimdi artık moda olan web site bildirim onaylama uyarısını evet veya hayır olarak işaretlememizi istiyor.(Bu arada bizim site bunu uygulamayacaktır.Kendi isteğiyle abone olan ise istediği zaman zaten çıkabiliyor…)Bilerek veya bilmeyerek evet dememiz halinde ise belli bir süre sonra bildirimler bıkkınlık derecesine gelebiliyor.Şimdi Google Chrome tarayıcı kullananların site bildirimlerini kapatmak için yapacağı ayarları anlatacağız.

  • Chrome tarayıcı sağ üst köşede bulunan üst üste üç noktaya tıklayarak Ayarlara giriş yapınız.

  • Şimdi Ayarlar sayfasında en altta bulunan Gelişmişe tıklayarak,içerik ayarlarını açıyoruz.

Google Chrome Web Site Bildirimleri Nasıl Kapatılır? yazısına devam et

Obezite Başarı Hissini Azaltıp Mutsuz Ediyor

Gençlere göre obezite başarı hissini azaltıp mutsuz ediyor.

Beykoz Üniversitesi Meslek Yüksekokulu, 200 öğrenciyle yapılan araştırma kapsamında ‘Gençlerin Obez Bireylere Yaklaşımı’nı inceledi. Gençlerin yüzde 61.9’u obez bireylerin obez olmayanlara göre daha az mutlu olduğunu ifade ederken, yüzde 62.4’ü obez bireylerin diğer insanlar kadar başarılı hissetmeyeceğini belirtti. Birçok katılımcı obez bireylerin daha az çekici göründüğünü de söyledi

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de obezite her geçen gün artıyor. Çocuklardan erişkinlere kadar her yaş grubundan insan fazla kiloları nedeniyle sağlık problemleri yaşıyor. Obezite ile ilgili Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Türkiye Sağlık Araştırma Verileri de tehlikenin büyüklüğünü gözler önüne seriyor. Vücut kitle indeksiyle hesaplanan 2016 verilerine göre, 15 yaş ve üstü obez bireylerin oranı yüzde 19.6. Yani neredeyse her 5 kişiden 1’i obez. Cinsiyet ayrımına göre bakıldığında kadınlarda oranların yüksekliği dikkat çekiyor. Kadınların yüzde 23.9’unun obez, yüzde 30.1’inin ise obez öncesi aşamasında olduğu görülüyor. Erkeklerin de yüzde 15.2’si obez iken, yüzde 38.6’sının obez olmaya yakın olduğu ifade ediliyor.
Obezite oranlarındaki bu artış Beykoz Üniversitesi’ni de harekete geçirdi. Beykoz Üniversitesi Meslek Yüksekokulu “Gençlik Projesi” kapsamında 200 öğrenciye yöneltilen sorularla ‘Gençlerin Obez Bireylere Yaklaşımı’ incelendi. Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Gülten Kaptan Ateşoğlu’nun danışmanlığında, Öğretim Görevlisi Burcu Dişli ve Öğretim Görevlisi Ahmet Çabuk tarafından yürütülen araştırmadan çarpıcı sonuçlar çıktı.
Haftada en az 1 kez fast food tercih ediliyor
Araştırmada verilen cevaplara göre, gençlerin yüzde 19.3’ünün daha önce beslenme eğitimi aldığı, yüzde 30.4’ünün hiç spor yapmadığı, yüzde 37.6’sının haftada 1-3 ve yüzde 21.5’inin haftada 3-5 kere fast food ile beslendiği öğrenildi.
Yüzde 59.7’si obezitenin çoğunlukla sevgi ya da ilgi eksikliğini telafi etmek için yenilen Obezite Başarı Hissini Azaltıp Mutsuz Ediyor yazısına devam et

Anneme İtafen Yazdım

ANNEMMMM
Ayaklarının Altı Cennet Kokan Annem, Bebekken Göz Yaşlarımı Güneşe Sererek Kurutan Annem. Öpünce Bütün Ağrılarımızı Geçiren, Hasta Olunca Beni Okusana Dediğim Kanatsız Melek. Herzaman Merak Etmişimdir, Annelerin Kanatları Varmı..?
Dizlerinde Uyuturdun Öfkelerimi, Muhabbetinle Işık Saçardın Annem…!
Gül Kokan Ellerinden Öpüyorum Dualar Ediyorum Annem. Ben Neden Doğdum Unuttum Annem, Sana Nasıl Sıkıntı Verdim, Benim İçin Kendini Siper Ettin Sen Uyumadın Beni Uyuttun Annem.
Ayaklarına Kar Yağsa O Ayaklarının Altındaki Cennette Üşüsem Annem…!
Sen Ufukta Parlayan Güneşsin,
Sen İlahî Bir Yağmursun, Sen Gözlerin Bebeği, Güzel Kokan Bir Çiçeksin Annem.
Seni Sayfa Sayfa Yazsam, Sana Olan Sevgimi Bitiremem Annem, Seni Yazacak Kadar Şair’de Değilim.

Anneme İtafen Yazdım yazısına devam et

Ey Benim Güneşim

Ey Benim Güneşim
Varlığınla Yokluğun Arasında Kayboluşum, Kördüğüm Olan Sır Dolu Ateşlerde Yanmış Ciğerpareni, Lâl Olan Dilim’De Sessiz Çığlıkları Duymadan Yaşayan Sükûta Bürünmüş, Hüzne Dem Vurmuş, Şu Viran Olmuş Aşkın Semâsına Varmış Dilim Dilim Parçalara Ayrılmış Nâr’a Boyanmış Gönlümü Görmezmisin.
Ahh Yâr…!
Bir Duâm, Eski Seccadem Birde Aşkı Minam Kaldı Kördüğüm Yüreğimde. Sermayemde Bu kadar Ey gönül, Şimdi Kim Çözecek Aşk Kokan, Şiir Kokan Bu Kalbi Hüznümü,,,?
Yürek İklimimde Seni En Derun’i Bir Duygu İle Yüklüyorum Gönül Odama, Ben Zengin Değilim Ki Kokunu Satın Alayım. Sadece Şiirlerim Yarışır Aşk Deryasında, Sen Ancak Dilimde Duâmsın, Ben Vâv Gibi Sen Elif Gibisin. Ne Esren Var Nede Ötren, Sadece Şedden Var İki Kere Okutan İki Kere Yazdıran, Ama Sen Benim Ezberimdesin Galu Beladan.

Ey Benim Güneşim yazısına devam et

Çernobil ve Türkiye Üzerinde Etkileri

26 Nisan 1986 Cumartesi günü tarihteki en büyük nükleer felaket Ukrayna, Çernobil’deki nükleer santralde yaşandı.(Bakınız http://www.kerimusta.com/cernobil-faciasi/ 

TAEK Başkanı Ahmed Yüksel Özemre, toplantı katılımcılarına, radyoaktiviteyi izlemek için yaptıkları tüm çalışmayı açıklıyor ve şöyle diyordu: “Türkiye’de radyasyon doğal düzeydedir.

29 Mayıs 1986’da yaptığı bu açıklamasında TAEK Genelkurmay Başkanı Özemre; radyasyon bulutunun Türkiye’yi 30 Nisandan itibaren etkisi altına almaya başladığını ve Kiev’den esen rüzgarların Türkiye’yi Sinop-Anamur hattının batısında bir hafta süreyle etkileyeceğini öğrendiklerini belirtiyor.ğı ile işbirliği yapmak- tadır. Havadaki (yerden 1 metre

yükseklikteki) radyasyon,İstanbul’ da, doğal radyasyon düzeyinin en çok 2,5 katına, Karapınar mevkiinde ise en çok 12 katına yükselmiştir. Radyoaktivite, 3 Mayısta yağan

yağmurla Edirne ve civarında yere inerek toprağı kirletmiştir. Bulgaristan sınırına giden
Kapıkule-Edirne karayolu üzerinde 2 km.lik bir kısımda sellerin getirdiği çamurlarda yüksek

 oranda radyoaktivite saptanmıştır. Özemre’nin iddiasına göre, ”yetkililer, bu radyoaktif

çamurları etrafa bulaşmadan varillere yükleyip Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ ne

(ÇNAEM) taşımış ve üç gün boyunca yolun bu kısmı yıkanarak radyasyon seviyesini 12,5

MiliRöntgen/saatten doğal radyasyon düzeyi olan 17 mikroRöntgen/saat değerine düşürmüştür. Çernobil ve Türkiye Üzerinde Etkileri yazısına devam et