Kategori arşivi: Hikaye ve Efsaneler

Bir Bilgenin Nasihati


-Benimle konuşmak mı istiyorsun ?”
Diye sordu Bilge.
-“Eğer vaktiniz varsa dedim.
Gülümsedi.
-“Benim her zaman vaktim vardır.” Dedi.
-“Bana ne sormak istiyorsun?”
-“İnsanoğlu seni en çok hangi yönüyle şaşırtıyor?”
-“çocukluktan sıkılıp hemen büyümek istiyorlar,”
“Büyüyünce de tekrar çocuk olmak…”
“Yarınından endişe ederken bugünü unutuyorlar,”
“Ne bugünü nede yarını yaşayabiliyorlar…”
“Para kazanmak için, önce sağlıklarını harcıyorlar,”
“Sonrada sağlıkları için paralarını…”
“Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar,”
“Ve de hiç yaşamamış gibi ölüp gidiyorlar…”
Bilge elimden tuttu ve sonra boşluğu bir sessizlik doldurdu

Bir Bilgenin Nasihati yazısına devam et

Niçin ağlıyorsun Anne…?

Küçük bir erkek çocuk annesine sordu:
“Niçin ağlıyorsun?”.
“Çünkü ben kadınım” diye cevapladı annesi.
“Anlamadım!” dedi çocuk.
Annesi çocuğu kucaklayıp “Ve hiç bir zaman anlayamayacaksın!” dedi.
Babasına “Baba, annem niçin ağlıyor?” diye sordu.
Babanın cevabı “Bütün kadınlar sebebsiz ağlayabilen yapıdadır” diye cevapladı.
Küçük oğlan büyüdü, yetişkin adam oldu, hala kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi. Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah’a sordu. “Allahım!” dedi.
“Kadınlar niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?”
Allah dedi ki…
“Ben kadınları özel yarattım!…
Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar,
Doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim. Başkalarının kuvvetinin kalmadığında devam edecek azmi, ailesinin hastalığında yorgunluğa pabuç bıraktırmayacak kudreti verdim.

Niçin ağlıyorsun Anne…? yazısına devam et

Osmanlı Elçisinin Şaha Tokat Gibi Cevabı

Biz Türkler bir defa üzerine oturduğumuz şeyi, sırtımıza almayız.

Vakti zamanında Acem şahı, Osmanlı devletinin büyüklüğünü ve şaşaasını kıskanmaktadır. Ve bunu her davranışıyla ortaya koymaktadır.

Şah Osmanlı”ya bir şey yapamadığından, hıncını oraya tayin edilen elçilerden almaktadır. Oraya tayin edilen elçilere sade kötü muamele yapmakla kalmayıp, işkence dahi etmektedir.
Yavuz Sultan Selim, şaha bir mektup göndermek istemektedir. Amma onu götürecek kimse, hem onun kötü muamelesine dayanacak kadar cesur hem de Osmanlının itibarını koruyacak kadar da vakur olmalıdır.

Böyle bir kimse aranırken, Yavuz Selim”e, Üsküdar”da bu vasıfta bir kimsenin bulunduğu söylenir. Yavuz bu kimseyi huzura kabul ettikten sonra, ondan ne istediğini anlatır ve hazine yetkilisine emir vererek, elçi olacak bu kimsenin, atını, elbiselerini ve sair ihtiyaçlarını karşılamasını ister.

Osmanlı Elçisinin Şaha Tokat Gibi Cevabı yazısına devam et

Çobanın Duası

Günahkar bir adamdı. Ayık gezmezdi. Bütün bir köy halkı yaka silkiyordu adamdan. Ölse de bir kurtulsak, diyorlardı. Bir karısı vardı adamın, bir de kendisi. Hiç çocukları olmamıştı. Köy halkı böyle bir adamın zürriyetinin olmadığına memnundu. Kadın ise adamın haline üzülse de ses çıkarmazdı. Otuz yıldır evliydiler, döverdi, kızardı, her gün biriyle kavga ederdi. Ama kocasıydı işte, evinin erkeği idi. Adam iyice yaşlanmıştı artık. Öksürük nöbetleri uykusunu bölü yor, iki basamak merdiven çıksa nefes nefese kalıyor, titreyen elleriyle sigarasını zor sarıyordu. İyice zayıflamış, zaten kısacık olan boyuyla bir çocuk gibi kalmıştı. Kadıncağız ellerini açıp dualar ediyor, ahir ömründe olsun şu adamın hali biraz düzelsin diye yalvarıyordu Allah’a… Adam bir sabah evden çıktı, fakat ertesi sabah oldu, dönmedi. Tan yeri ağarırken kadı n aramaya çıktı kocasını. Kim bilir yine nerede sızıp kalmıştı!

Çobanın Duası yazısına devam et

Suriyeli Bir Hanımefendi Anlatıyor.

Suriyeli bir Hanımefendi anlatıyor.
Halep de 3 katlı bir evimiz vardı. Halep çarşısında iki tane dükkanımız vardı. Ben ise hemşireydim. Dört çocuğumuz ile hali vakti yerinde denilen sayılı kişilerdendik.
Irak’da savaş başladı. Televizyondan seyrediyorduk herşeyi. Gazetelerde gördüğümüz resimlere bakıp bakıp üzülüyorduk. Elimizden birşey gelmez deyip dua ediyorduk. Ama hiç bir zaman Irak’da yaşananların bizimde başımıza geleceğini düşünmedik. Önce hiç tanımadığımız yabancı insanlar geldi. Ne istiyorlardı ben bilmiyorum ama mahallenin sözü en çok geçenleriyle görüşüyorlardı sürekli. Ben Şam’a gittiğim birgün o bizim mahalleye gelen yabancı adamları Şam’da Esad yanlılarıyla yemek yerken de gördüğümde onların her iki tarafı kışkırtmak için gelen ajanlar olduğunu anlamıştım. Ama artık iş işten geçmişti. Çünkü insanlar çoktan sokakları doldurmuştu. Sonrası nasıl da hızlı gelişti anlayamadık. Şehirler, Köyler bombalanıyor ve binlerce insan ölüyordu. Artık ne Esad laf dinliyordu ne de halk. Sonra yabancı ülkeler bu işe dur demek için Suriye’ye geliyor denildi. Önce sevindik. Esad’ı tek onlar durdurur dedik. Yanıldığımızı anladığımızda ne şehirlerimiz kalmıştı, ne de sığınacak bir ülkemiz.

Suriyeli Bir Hanımefendi Anlatıyor. yazısına devam et

Abdûlhamid Han’ın Evliyalığı

Cennet Mekân Sultan Abdûlhamid Han’ın Evliyalığı…

Olayı “bizzat yaşayan” adam; Mahmud Allahverdi anlatıyor:

Ben Osmanlı Devleti’nin baş şehri İstanbul’da doğdum. Babam, memuriyeti sebebi ile orda görevli bulunuyordu. Ne var ki, geçirdiğim bir hastalık sonucu dilim tutulmuş, konuşma yeteneğimi kaybetmiş idim. Hiç konuşamıyor, el kol işareti ile maksadımı anlatmaya çalışıyor idim. Babam buna çok üzülüyordu… Gitmedik doktor, hoca bırakmadı, ama hiçbiri de fayda etmedi.
Bir gün yaşlı bir komşumuz geldi dedi ki:
-“Seni görüyorum, çok üzülüyorsun. Bir baba için, oğlunun bu durumda olmasından üzücü bir şey yoktur. Sana bir çare söyleyeceğim, dediğimi yap.
Babam ümid ile gözlerini açtı, dinlemeye başladı.

Abdûlhamid Han’ın Evliyalığı yazısına devam et

Kimseyi Beğenmeyen Güzel Kız

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış . Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı , asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş Kendisiyle evlenmek isteyen nicelerini reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş . Ama kız onu da reddetmiş . Aradan uzun yıllar geçmiş . Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış . Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş , çoluk çocuğa karışmış . Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel , küçük kasabaya duşmuş . Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş . Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş .Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın beyini pek merak etmiş Bir gün gizlenip eşini evden çıkarken görmüş . Kızın kocası şişman , kel ve çirkin mi çirkin bir adammış Üstelik zengin bile değilmiş .

Kimseyi Beğenmeyen Güzel Kız yazısına devam et

Kınalı Ali

 

Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla:

– ‘Adın ne senin evladım?’ der. Çocuk :

– ‘Ali ‘ diye cevap verir.

– ‘Nerelisin? ‘der. Ali :

– ‘Tokat Zilede’nim’ der.

– ‘Peki evladım bu kafanın hali ne?’ Ali :

– ‘Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.’ der.

– ‘Neden? ‘der komutan. Ali :

– ‘Bilmiyorum komutanım’ der:

– ‘Peki gidebilirsin Kınalı Ali’ der.

O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar:

Kınalı Ali yazısına devam et

Rus Çarını Hayrete Düşüren Olay

Bir defasında Rus çarı at arabasıyla ülkesini dolaşıyormuş.

Araba yoldaki kanal inşaatının önünde durmak zorunda kalmış.

Yolunun üzerinde kanal kazan işçiler, Çar’ın arabasını görünce heyecanla irkilmişler.

Çar arabadan inmiş ve kan ter içinde kalan bir işçiye sormuş:

 

“Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun; peki iyi para
kazanabiliyor musun bari?”

“Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim, diye cevap vermiş işçi.

“Yani ne kadar ” diye tekrar sormuş Çar.

İşçi başını öne eğmiş ve şöyle cevap vermiş;

“Borçlarımı ödeyebiliyorum, gelecek için yatırım yapabiliyorum, kalanı ile de hergün sıcak tasda yemek yiyebiliyorum efendim!”

Rus Çarını Hayrete Düşüren Olay yazısına devam et

Mehmet Akif Ersoy’un Etkilendiği Abdulhamid Han Hikayesi

“Senin istifa ettirdigini bizde istifa ettirdik”

Mehmet Akif Ersoy, Sultan AHMET Camii’ne her gittiğinde orada iki gözü iki çeşme ağlayan yaşlı bir zâta rastlamaktadır. Bu yaşlı zât, başından geçen bir olayı kendisine anlatınca, Mehmet Akif Ersoy bundan çok etkilenmiş, bu yaşlı zatla aralarında geçen konuşmayı ise bizlere şöyle nakletmiştir:
Sabah namazlarını kılmak için Sultan AHMET Camii’ne gidiyordum. Her sabah ne kadar erken gidersem gideyim, mihrabın bir kenarına oturmuş, saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adam, ümitsizce, bedbin bir şekilde durmadan ağlıyor. O kadar ağlıyor ki, ağlamadığı tek bir dakikayı yakalayamadım. Nihayet bir gün yanına sokuldum ve “Muhterem” dedim,”A efendim!” dedim.
“Niye bu kadar ağlıyorsun? ALLAH’ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu?”

Mehmet Akif Ersoy’un Etkilendiği Abdulhamid Han Hikayesi yazısına devam et

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Güzel Bir Hikaye

KAZA NAMAZI
Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu, getirdikleri genç bir mahkumu bıraktılar ve gittiler.

Yeni gelen genç içeridekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona hoş geldin, geçmiş olsun dediler.

İçlerinden en yaşlı ve olgun olanı gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi.

Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı.

Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşmadı. Daha sonra yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Güzel Bir Hikaye yazısına devam et

Evliyanın Talebelere Kabristan Dersi

Evliyanın biri talebeleriyle beraber bir sohbetten dönerken, bir kabristanın yanından geçiyorlarmış.O veli zat bir kabri işaret ederek talebelere sormuş.
– “Şimdi su kabirde yatan sahış kalksa , sizce neler yapar?”
Talebeler en başta saşırmış ancak herkes kendine ait fikri beyan etmiş. Kimisi;
– “Devamlı namaz kılar” demiş , kimisi;
– “Devamlı oruç tutar ” demiş, kimisi;
– ”Bütün malvarlığını Allah yolunda sarfedip, sadaka verir” demiş, kimisi de;
– “Hemen hacca gider ve asla günahlara girmez” demiş… Talebelerin fikirleri hep bu minvaldeymiş. O veli zat tebessümle karşılık verip;
– “Elbette hepinizin dediği doğru, şu anda o kabirdeki kimse dirilse namazlarını, oruçlarını ve diğer ibadetlerini daha hassas şekilde yapmaya gayret eder.” ve devam etmiş “O Şahsın tekrar dirilme, buraya gelme imkanı yok, artık o kapı kapalı, fakat siz buradasınız ve kabre doğru gidiyorsunuz, yani sizin kabre gideceğiniz kat’i. O şahsın yapacağını söylediğiniz şeyleri şimdi siz neden yapmazsınız veya gevşek davranırsınız? ”
Talebeleri o günden sonra dini emirlere daha hassas davranıp, dün ölenlerin azap çektiği basit fani meseleler için bugün artık birbirilerini yemekten vazgeçmisler…..!