Kategori arşivi: Hikaye ve Efsaneler

Suriyeli Bir Hanımefendi Anlatıyor.

Suriyeli bir Hanımefendi anlatıyor.
Halep de 3 katlı bir evimiz vardı. Halep çarşısında iki tane dükkanımız vardı. Ben ise hemşireydim. Dört çocuğumuz ile hali vakti yerinde denilen sayılı kişilerdendik.
Irak’da savaş başladı. Televizyondan seyrediyorduk herşeyi. Gazetelerde gördüğümüz resimlere bakıp bakıp üzülüyorduk. Elimizden birşey gelmez deyip dua ediyorduk. Ama hiç bir zaman Irak’da yaşananların bizimde başımıza geleceğini düşünmedik. Önce hiç tanımadığımız yabancı insanlar geldi. Ne istiyorlardı ben bilmiyorum ama mahallenin sözü en çok geçenleriyle görüşüyorlardı sürekli. Ben Şam’a gittiğim birgün o bizim mahalleye gelen yabancı adamları Şam’da Esad yanlılarıyla yemek yerken de gördüğümde onların her iki tarafı kışkırtmak için gelen ajanlar olduğunu anlamıştım. Ama artık iş işten geçmişti. Çünkü insanlar çoktan sokakları doldurmuştu. Sonrası nasıl da hızlı gelişti anlayamadık. Şehirler, Köyler bombalanıyor ve binlerce insan ölüyordu. Artık ne Esad laf dinliyordu ne de halk. Sonra yabancı ülkeler bu işe dur demek için Suriye’ye geliyor denildi. Önce sevindik. Esad’ı tek onlar durdurur dedik. Yanıldığımızı anladığımızda ne şehirlerimiz kalmıştı, ne de sığınacak bir ülkemiz.

Suriyeli Bir Hanımefendi Anlatıyor. yazısına devam et

Abdûlhamid Han’ın Evliyalığı

Cennet Mekân Sultan Abdûlhamid Han’ın Evliyalığı…

Olayı “bizzat yaşayan” adam; Mahmud Allahverdi anlatıyor:

Ben Osmanlı Devleti’nin baş şehri İstanbul’da doğdum. Babam, memuriyeti sebebi ile orda görevli bulunuyordu. Ne var ki, geçirdiğim bir hastalık sonucu dilim tutulmuş, konuşma yeteneğimi kaybetmiş idim. Hiç konuşamıyor, el kol işareti ile maksadımı anlatmaya çalışıyor idim. Babam buna çok üzülüyordu… Gitmedik doktor, hoca bırakmadı, ama hiçbiri de fayda etmedi.
Bir gün yaşlı bir komşumuz geldi dedi ki:
-“Seni görüyorum, çok üzülüyorsun. Bir baba için, oğlunun bu durumda olmasından üzücü bir şey yoktur. Sana bir çare söyleyeceğim, dediğimi yap.
Babam ümid ile gözlerini açtı, dinlemeye başladı.

Abdûlhamid Han’ın Evliyalığı yazısına devam et

Kimseyi Beğenmeyen Güzel Kız

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış . Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı , asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş Kendisiyle evlenmek isteyen nicelerini reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş . Ama kız onu da reddetmiş . Aradan uzun yıllar geçmiş . Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış . Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş , çoluk çocuğa karışmış . Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel , küçük kasabaya duşmuş . Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş . Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş .Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın beyini pek merak etmiş Bir gün gizlenip eşini evden çıkarken görmüş . Kızın kocası şişman , kel ve çirkin mi çirkin bir adammış Üstelik zengin bile değilmiş .

Kimseyi Beğenmeyen Güzel Kız yazısına devam et

Kınalı Ali

 

Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla:

– ‘Adın ne senin evladım?’ der. Çocuk :

– ‘Ali ‘ diye cevap verir.

– ‘Nerelisin? ‘der. Ali :

– ‘Tokat Zilede’nim’ der.

– ‘Peki evladım bu kafanın hali ne?’ Ali :

– ‘Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.’ der.

– ‘Neden? ‘der komutan. Ali :

– ‘Bilmiyorum komutanım’ der:

– ‘Peki gidebilirsin Kınalı Ali’ der.

O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar:

Kınalı Ali yazısına devam et

Rus Çarını Hayrete Düşüren Olay

Bir defasında Rus çarı at arabasıyla ülkesini dolaşıyormuş.

Araba yoldaki kanal inşaatının önünde durmak zorunda kalmış.

Yolunun üzerinde kanal kazan işçiler, Çar’ın arabasını görünce heyecanla irkilmişler.

Çar arabadan inmiş ve kan ter içinde kalan bir işçiye sormuş:

 

“Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun; peki iyi para
kazanabiliyor musun bari?”

“Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim, diye cevap vermiş işçi.

“Yani ne kadar ” diye tekrar sormuş Çar.

İşçi başını öne eğmiş ve şöyle cevap vermiş;

“Borçlarımı ödeyebiliyorum, gelecek için yatırım yapabiliyorum, kalanı ile de hergün sıcak tasda yemek yiyebiliyorum efendim!”

Rus Çarını Hayrete Düşüren Olay yazısına devam et

Mehmet Akif Ersoy’un Etkilendiği Abdulhamid Han Hikayesi

“Senin istifa ettirdigini bizde istifa ettirdik”

Mehmet Akif Ersoy, Sultan AHMET Camii’ne her gittiğinde orada iki gözü iki çeşme ağlayan yaşlı bir zâta rastlamaktadır. Bu yaşlı zât, başından geçen bir olayı kendisine anlatınca, Mehmet Akif Ersoy bundan çok etkilenmiş, bu yaşlı zatla aralarında geçen konuşmayı ise bizlere şöyle nakletmiştir:
Sabah namazlarını kılmak için Sultan AHMET Camii’ne gidiyordum. Her sabah ne kadar erken gidersem gideyim, mihrabın bir kenarına oturmuş, saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adam, ümitsizce, bedbin bir şekilde durmadan ağlıyor. O kadar ağlıyor ki, ağlamadığı tek bir dakikayı yakalayamadım. Nihayet bir gün yanına sokuldum ve “Muhterem” dedim,”A efendim!” dedim.
“Niye bu kadar ağlıyorsun? ALLAH’ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu?”

Mehmet Akif Ersoy’un Etkilendiği Abdulhamid Han Hikayesi yazısına devam et

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Güzel Bir Hikaye

KAZA NAMAZI
Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu, getirdikleri genç bir mahkumu bıraktılar ve gittiler.

Yeni gelen genç içeridekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona hoş geldin, geçmiş olsun dediler.

İçlerinden en yaşlı ve olgun olanı gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi.

Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı.

Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşmadı. Daha sonra yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Güzel Bir Hikaye yazısına devam et

Evliyanın Talebelere Kabristan Dersi

Evliyanın biri talebeleriyle beraber bir sohbetten dönerken, bir kabristanın yanından geçiyorlarmış.O veli zat bir kabri işaret ederek talebelere sormuş.
– “Şimdi su kabirde yatan sahış kalksa , sizce neler yapar?”
Talebeler en başta saşırmış ancak herkes kendine ait fikri beyan etmiş. Kimisi;
– “Devamlı namaz kılar” demiş , kimisi;
– “Devamlı oruç tutar ” demiş, kimisi;
– ”Bütün malvarlığını Allah yolunda sarfedip, sadaka verir” demiş, kimisi de;
– “Hemen hacca gider ve asla günahlara girmez” demiş… Talebelerin fikirleri hep bu minvaldeymiş. O veli zat tebessümle karşılık verip;
– “Elbette hepinizin dediği doğru, şu anda o kabirdeki kimse dirilse namazlarını, oruçlarını ve diğer ibadetlerini daha hassas şekilde yapmaya gayret eder.” ve devam etmiş “O Şahsın tekrar dirilme, buraya gelme imkanı yok, artık o kapı kapalı, fakat siz buradasınız ve kabre doğru gidiyorsunuz, yani sizin kabre gideceğiniz kat’i. O şahsın yapacağını söylediğiniz şeyleri şimdi siz neden yapmazsınız veya gevşek davranırsınız? ”
Talebeleri o günden sonra dini emirlere daha hassas davranıp, dün ölenlerin azap çektiği basit fani meseleler için bugün artık birbirilerini yemekten vazgeçmisler…..!

Mete Hanın Vatan Anlayışı

Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Mete Han, gecesini gündüzünü katarak çalışıyor, Hun Türkleri’nin devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden kuşkulanmaya başlamışlardı.

Mete Han’la savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek O’nun çok sevdiği atını istetti. Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Mete Han hemen Kurultay’ı topladı. Durumu görüşen Kurultay, atın düşmana verilmemesi görüşündeydi.Ancak, Mete Han konuyla ilgili olarak söz aldı ve şunları söyledi:

Mete Hanın Vatan Anlayışı yazısına devam et

Halepli Bir Kızın Ulemaya Yazdığı Mektup

HALEPLİ KIZIN   İNTİHAR MEKTUBU
ümmetin ulemasina, Arapların eşraf ve liderlerine Haleb’in iffetli kizlarindan birinin yazdığı bir mektup:

“” Ümmetin hocalarına.. Çeşitli grupların şer’i yetkililerine… Bir zamanlar Ümmetin akidesinin derdini çektiğini iddia edenlere…
Ben biraz sonra tecavüze uğrayacak Halep kizlarından biriyim. Zira Vatan
ordusu denen şu vahşilere karşı bizi koruyacak ne silah kaldı ve ne de
erkek!
Sizden hiçbir şey istemiyorum.. Hatta dua bile istemiyorum.. Henüz
konuşmaya takatim var.. Sanirim benim duam, sizin laflaranizdan daha doğru.
Sizden tek istediğim, kendinizi Allah yerine koymayın, ben öldükten sonra varacağım yer hakkinda fetva vermeye kalkişmayin…
Ben intihar edeceğim! Benim Cehennemlik olup olmayişim hakkanda ne
dediğiniz hiç de önemli değil!

Halepli Bir Kızın Ulemaya Yazdığı Mektup yazısına devam et

Bayazid Bestami’nin İmtihanı

(r.a.) Hazretlerini bir gece uyku bastırıp, sabah namazına uyanamadı. Namazını kazâ edip o kadar ağlayıp inledi ki, bir ses işitti. “Ey Bâyezîd, bu günâhını affeyledim.Bu pişmanlık ve ağlamana da, ayrıca yetmiş bin namaz sevâbı ihsân eyledim.” diyordu. Aradan birkaç ay geçtikten sonra onu, yine uyku bastırdı. Şeytan gelip, Bâyezîd´i Bistâmî´nin mübârek ayağından tutarak uyandırdı ve; “Kalk namazın geçmek üzeredir.” dedi. Bâyezîd-i Bistâmî, Şeytan´a; “Ey mel´ûn! Sen hiç böyle yapmazdın. Herkesin namazının geçmesini, kazâya kalmasını isterdin. Şimdi nasıl oldu da beni uyandırdın? ” buyurunca, Şeytan şu cevâbı verdi: “Birkaç ay önce sabah namazını kaçırdığında, pişmanlığın ve üzüntün sebebiyle çok ağlayıp inlediğin için ayrıca yetmiş bin namaz sevâbı almıştın. Bu gün, onu düşünerek, sâdece vaktin namazının sevâbına kavuşasın da, yetmiş bin namaz sevâbına kavuşmayasın diye seni uyandırdım.” dedi.

Zafere Götüren Dua

Yeğen Mehmed Paşa, çeşitli vazîfelerde bulunduktan sonra, 1737 senesinde Nemçe (Avusturya) seferini yapmakla görevlendirildi. Yeğen Mehmed Paşa bu sırada Sultan Birinci Mahmûd Hânın vezîr-i âzamı idi.Yeğen Mehmed Paşa, İstanbul’dan hareket etmeden önce, Aksaray civârında oturmakta olan kızının evini Mehmed Emîn Tokâdî hazretlerine tahsis edip, oraya dâvet etti. Mehmed Emîn Tokâdî de kabûl edip, orayı teşrif etti. Burada ikâmet ettiği sırada Yeğen Mehmed Paşa sık sık ziyâretine gidip, sohbetinde bulunurdu. Huzûruna girerken pâdişâhın huzûruna girer gibi edeb ve hürmet gösterirdi. Mehmed Emîn Efendi, ona latîfe yollu takılırdı. Fakat o dâimâ edeb ve hürmetle huzûrunda dururdu. Yeğen Mehmed Paşa, çıkacağı Avusturya seferi ile ilgili yaptığı hazırlıkları anlatıp duâ istedi. Mehmed Emîn Efendi de, gözyaşı dökerek zafere kavuşması için duâ etti. Yeğen Mehmed Paşa, sefer devâm ettiği müddetçe, Mehmed Emîn Efendinin, tahsis ettiği evde ikâmet etmesini arzu ediyordu. Sefer için ordunun hazırlanıp, Dâvûd Paşa semtine hareket edeceği sırada, tekrar ziyâretine gelmişti.

Zafere Götüren Dua yazısına devam et