Kategori arşivi: Edebiyat Konuları

Kimseyi Beğenmeyen Güzel Kız

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış . Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı , asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş Kendisiyle evlenmek isteyen nicelerini reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş . Ama kız onu da reddetmiş . Aradan uzun yıllar geçmiş . Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış . Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş , çoluk çocuğa karışmış . Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel , küçük kasabaya duşmuş . Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş . Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş .Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın beyini pek merak etmiş Bir gün gizlenip eşini evden çıkarken görmüş . Kızın kocası şişman , kel ve çirkin mi çirkin bir adammış Üstelik zengin bile değilmiş .

Kimseyi Beğenmeyen Güzel Kız yazısına devam et

21 defa görüntülendi

Sen Yokken

Sen yokken güneşi sildim gündüz ortasında…
Hep gecelerde yaşadım umutsuzca ve çaresiz…
Hayallerimde kaldı anılarım ve sevdam…
Unuttum sevmeyi neydi kim di onuda unuttum!!

Bir kır düğünü hayal ederken umutlarda
Yarınlar mı kaldı ki şu koskoca yalan dünyada…
Sevda bir hançer gibi vurup dururken…
Ecelden önce ölmekte niye???
Bir kış toprağı bile güneşi anlatırken
Güneşsiz hayat niye yaşattın yıllarca…??
Yoksa sevmek dedikleri başka birşey mi???
güneşin ortasında titremek gecenin ortasında yanmak mı???
Adı herneyse kör kurşundan bile acı bir gerçek…
Sen yokken ne zırhım oldu kurşundan kaçacak ne güneş ne umut…
Gelde bitir bu yıkımları adı herneyse sevda mı aşk mı???

Kınalı Ali

 

Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla:

– ‘Adın ne senin evladım?’ der. Çocuk :

– ‘Ali ‘ diye cevap verir.

– ‘Nerelisin? ‘der. Ali :

– ‘Tokat Zilede’nim’ der.

– ‘Peki evladım bu kafanın hali ne?’ Ali :

– ‘Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.’ der.

– ‘Neden? ‘der komutan. Ali :

– ‘Bilmiyorum komutanım’ der:

– ‘Peki gidebilirsin Kınalı Ali’ der.

O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar:

Kınalı Ali yazısına devam et

Rus Çarını Hayrete Düşüren Olay

Bir defasında Rus çarı at arabasıyla ülkesini dolaşıyormuş.

Araba yoldaki kanal inşaatının önünde durmak zorunda kalmış.

Yolunun üzerinde kanal kazan işçiler, Çar’ın arabasını görünce heyecanla irkilmişler.

Çar arabadan inmiş ve kan ter içinde kalan bir işçiye sormuş:

 

“Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun; peki iyi para
kazanabiliyor musun bari?”

“Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim, diye cevap vermiş işçi.

“Yani ne kadar ” diye tekrar sormuş Çar.

İşçi başını öne eğmiş ve şöyle cevap vermiş;

“Borçlarımı ödeyebiliyorum, gelecek için yatırım yapabiliyorum, kalanı ile de hergün sıcak tasda yemek yiyebiliyorum efendim!”

Rus Çarını Hayrete Düşüren Olay yazısına devam et

Mehmet Akif Ersoy’un Etkilendiği Abdulhamid Han Hikayesi

“Senin istifa ettirdigini bizde istifa ettirdik”

Mehmet Akif Ersoy, Sultan AHMET Camii’ne her gittiğinde orada iki gözü iki çeşme ağlayan yaşlı bir zâta rastlamaktadır. Bu yaşlı zât, başından geçen bir olayı kendisine anlatınca, Mehmet Akif Ersoy bundan çok etkilenmiş, bu yaşlı zatla aralarında geçen konuşmayı ise bizlere şöyle nakletmiştir:
Sabah namazlarını kılmak için Sultan AHMET Camii’ne gidiyordum. Her sabah ne kadar erken gidersem gideyim, mihrabın bir kenarına oturmuş, saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adam, ümitsizce, bedbin bir şekilde durmadan ağlıyor. O kadar ağlıyor ki, ağlamadığı tek bir dakikayı yakalayamadım. Nihayet bir gün yanına sokuldum ve “Muhterem” dedim,”A efendim!” dedim.
“Niye bu kadar ağlıyorsun? ALLAH’ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu?”

Mehmet Akif Ersoy’un Etkilendiği Abdulhamid Han Hikayesi yazısına devam et

Sebepsiz Sevdiğim

Ey benim sebebi medden giryan olduğum hemzem..
Ey benim feryad-ü figan vaktim.
Ey benim aşk’ın yürür vaziyetteki secde halim.
Eğri sütunlardan cümle alame iklab eylediğim .
Bilmez misin görmez misin halimi ..
Kelamı hadrımı kıyamete bürüyenim.
Rahman aşkına
Kuran aşkına
Muhammed Mustafa aşkına duy beni..
Mekki sure gibi yeminlerdeyim inan..
Tefsiri muhkem edilenim.

Sebepsiz Sevdiğim yazısına devam et

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Güzel Bir Hikaye

KAZA NAMAZI
Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu, getirdikleri genç bir mahkumu bıraktılar ve gittiler.

Yeni gelen genç içeridekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona hoş geldin, geçmiş olsun dediler.

İçlerinden en yaşlı ve olgun olanı gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi.

Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı.

Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşmadı. Daha sonra yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Güzel Bir Hikaye yazısına devam et

Dokunma Gönül Dergahıma

Dokunma gönül dergâhıma.
Yüreğim Yanar Ey Yâr….
Tennuremi Giyer Alemi Dolanırım. Bir Hay Diyeni Ararım. Hüzünlenirim Bulamazsam. Gönül Havanımı Döverim “AŞK” Tokmağıyla. ALLAH Derim, Yandıkça Yanar Benim Fakir Yüreğim. Bakıyorum Sanki, Suskunluğum Sarıyor Bedenimi Esir Almış Gibi. Muhabbetullah Sarıyor Alemi Cihanı Uçuyorum Yine Sidre-i Müntahaya, Rabbim Nasip Ediyor. Tüylerimi Ürperten Bir Aşk Tütüyor Burnuma, Gece Yine Muhteşem, Yine Aşk Dolu. Seviyorum Seccademi
Seriyorum Beytullaha Doğru. Ve Allah Dokanıyor Yüreğime, “Sübhane Rabbiyel Ala” Göğüs Kafesinde Kilitli Kalbim Yine Çarpıyor Yerinden Çıkacak Gibi Yâ Hayyyy……
Manasına Kifayetsiz Kalıyor Lâl Olan Dilim. Setr Etmiş Artık Yüreğimi Aşk.
Ey Hüznüme Yâr Beklediğim Lâl Olan Hamuş Aşkım Bişnev ;
Hani Hiranın Tepesine Yazacaktık Suskunluğumuzu, Hani Gülün Yaprağına Yazacaktık Aşkı, Hani Tennuremizi Giyecektik, Dönecektik Alemi. Bir Güle Baktığımızda Aynı Sevdayı Bulacaktık, Gayemiz, Davamız, Hedefimiz, Rotamız Hani Uhud Olacaktı, Safa Merve Olacaktı. Say Yapacaktık Allah Diye Diye.

Dokunma Gönül Dergahıma yazısına devam et

Vuslat Aşk’ın En Acıyanıdır

Kalbim Ağır Geliyor Bedenime, Taşıyamıyorum…
Çok Defa Tövbe Ediyorum Onun Adını Yazan Kalemlere…
Olmuyor…!
İçim Öyle Dolu ki Onunla Dolup Taşıyor Kağıtlara…
Milyonlarca Kelime Harcıyorum Uğruna…
Bu Günlerde Takvimler Hangi Günü Düşüyor, Hangi Sevdaya Çizik Atıyor, Hangi Vuslata Gün Saydırıyor Bilmiyorum…
Yazının Kendisini Okuyan Gözlere Kavuşamadığı, Kelimelerin Bittiği, Kağıdın Kaleme, Kalemin Kağıda Küstüğü Yerdeyim…
Kaybedilmiş Günlerin Güncesini Tutmuyorum…
Yorgun ve Bezgin Yılların Rüzgarına Kapılmışım Sürüklenip Gidiyorum…
Ve Ben İlk Defa Bu Kadar Doluyum…
İlk Defa Kendimi Yazmak Zorunda Hissediyorum…
Cümleler Boğazıma Düğümleniyor…
Yazmak İstiyorum Ruhumun Derinliklerini…
Hüzünlerimi… Acılarımı…
Çabalıyorum Ama Olmuyor, Yazamıyorum…Kelimeler Parmaklarımın Uçlarında Esir Kalıyor…
Sıcak Bir Damla Gözlerimde Nedensiz Akıp Gidiyor Öylece…
Satırlar Çaresiz Suskunlarda…

Vuslat Aşk’ın En Acıyanıdır yazısına devam et

Gecenin Kemanı

Ve gecenin kemanı, beynimde kahrolan kırıklık, ay ışığı ve senin için çalacak yine. Sen, yine düşlerimdeki kelebek; ben, yine sana en güzel kelimeleri deren âşığın. Gecenin kemanı, anılar için çalacak; sen, elinde güllerle bana koşacaksın ve bitmeyen bir şiir daha çiçeklerle doğacak. Bir damla gözyaşım, sana bıraktığım hediyem olacak.

Bitti sanacak beynim; hayatımın orta yerinde saçlarındaki beyazlarla yüzüme kederle bakacaksın.

Korkuyla; “Gitme,” diyeceksin, “Gitme..!”
Gecenin Kemanı yazısına devam et

Evliyanın Talebelere Kabristan Dersi

Evliyanın biri talebeleriyle beraber bir sohbetten dönerken, bir kabristanın yanından geçiyorlarmış.O veli zat bir kabri işaret ederek talebelere sormuş.
– “Şimdi su kabirde yatan sahış kalksa , sizce neler yapar?”
Talebeler en başta saşırmış ancak herkes kendine ait fikri beyan etmiş. Kimisi;
– “Devamlı namaz kılar” demiş , kimisi;
– “Devamlı oruç tutar ” demiş, kimisi;
– ”Bütün malvarlığını Allah yolunda sarfedip, sadaka verir” demiş, kimisi de;
– “Hemen hacca gider ve asla günahlara girmez” demiş… Talebelerin fikirleri hep bu minvaldeymiş. O veli zat tebessümle karşılık verip;
– “Elbette hepinizin dediği doğru, şu anda o kabirdeki kimse dirilse namazlarını, oruçlarını ve diğer ibadetlerini daha hassas şekilde yapmaya gayret eder.” ve devam etmiş “O Şahsın tekrar dirilme, buraya gelme imkanı yok, artık o kapı kapalı, fakat siz buradasınız ve kabre doğru gidiyorsunuz, yani sizin kabre gideceğiniz kat’i. O şahsın yapacağını söylediğiniz şeyleri şimdi siz neden yapmazsınız veya gevşek davranırsınız? ”
Talebeleri o günden sonra dini emirlere daha hassas davranıp, dün ölenlerin azap çektiği basit fani meseleler için bugün artık birbirilerini yemekten vazgeçmisler…..!