Kategori arşivi: 5-Eğitim ve Öğretim Konuları

Zaman Kristalleri

Kristaller, atom veya moleküllerin belirli bir desen veya kalıpta tekrar etmesi ile oluşan yapılardır. Şimdi, iki araştırma grubunun ortaklaşa yürüttüğü yeni bir araştırmaya göre bu kristal yapıları zamanla var olabiliyor. “Zaman Kristalleri” adı verilen yapılar, asla kimyasal bir dengeye ulaşmayan veya stabil kalamayan tamamen yeni bir tür madde çeşidi olarak tanımlanıyor. University of Maryland araştırmacıları, bahsi geçen zaman kristallerini yaratırken 10 iterbiyum atomunu birbirine geçirip daha sonra bu sistemi dengeden uzaklaştırmak için iki ayrı lazer ile defalarca uyardı. Atomlar bir desen oluştursa da, bu süreçte asla bir denge bulamıyor ve kristal sürekli bir hareket halinde bulunuyor. Ne var ki hareket halinde olsalar da, sistem aslında enerji içermiyor. Dengede olmayan maddenin ilk örneği olan bu form, yeni bir madde fazı olarak da değerlendiriliyor. Bilim insanları, yeni zaman kristallerini bir biçimde yenilebilir jölelere benzetiyor.

Zaman Kristalleri yazısına devam et

5 defa görüntülendi

Kimseyi Beğenmeyen Güzel Kız

Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış . Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakışıklı , asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş Kendisiyle evlenmek isteyen nicelerini reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş Bu arada aynı kasabada yaşayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemiş . Ama kız onu da reddetmiş . Aradan uzun yıllar geçmiş . Bizim delikanlı kasabadan ayrılmış . Kendine başka bir hayat kurmuş ve evlenmiş , çoluk çocuğa karışmış . Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı güzel , küçük kasabaya duşmuş . Orada tanıdık birine rastladığında aklına bir zamanlar orada yaşayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş . Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş .Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın beyini pek merak etmiş Bir gün gizlenip eşini evden çıkarken görmüş . Kızın kocası şişman , kel ve çirkin mi çirkin bir adammış Üstelik zengin bile değilmiş .

Kimseyi Beğenmeyen Güzel Kız yazısına devam et

Sen Yokken

Sen yokken güneşi sildim gündüz ortasında…
Hep gecelerde yaşadım umutsuzca ve çaresiz…
Hayallerimde kaldı anılarım ve sevdam…
Unuttum sevmeyi neydi kim di onuda unuttum!!

Bir kır düğünü hayal ederken umutlarda
Yarınlar mı kaldı ki şu koskoca yalan dünyada…
Sevda bir hançer gibi vurup dururken…
Ecelden önce ölmekte niye???
Bir kış toprağı bile güneşi anlatırken
Güneşsiz hayat niye yaşattın yıllarca…??
Yoksa sevmek dedikleri başka birşey mi???
güneşin ortasında titremek gecenin ortasında yanmak mı???
Adı herneyse kör kurşundan bile acı bir gerçek…
Sen yokken ne zırhım oldu kurşundan kaçacak ne güneş ne umut…
Gelde bitir bu yıkımları adı herneyse sevda mı aşk mı???

Kınalı Ali

 

Üst teğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor bir taraftan da onlarla laflıyordu nerelisin gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk gördü. Merakla:

– ‘Adın ne senin evladım?’ der. Çocuk :

– ‘Ali ‘ diye cevap verir.

– ‘Nerelisin? ‘der. Ali :

– ‘Tokat Zilede’nim’ der.

– ‘Peki evladım bu kafanın hali ne?’ Ali :

– ‘Anam cepheye gelirken kına yaktı komutanım.’ der.

– ‘Neden? ‘der komutan. Ali :

– ‘Bilmiyorum komutanım’ der:

– ‘Peki gidebilirsin Kınalı Ali’ der.

O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der. Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali’nin okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler arkadaşları yazar:

Kınalı Ali yazısına devam et

ÇANAKKALE ZAFERİNİN 102.YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

18 Mart 1915, Türk tarihinde bir askeri ve siyasi başarı olmaktan öte inanç, azim ve yiğitlikle örülmüş bir destanın yaradılış tarihidir.Bugün, zaferlerin en büyüğü, günlerin en anlamlısı olan Çanakkale Zaferi ve Şehitler Gününü idrak etmekteyiz.Çanakkale Zaferi, vatanseverlik, fedakârlık, cesaret gibi yüksek faziletlerin kahramanca sergilendiği bir destandır.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda. Şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.Dönmeyi hiç düşünmediler. Bu vatanı evlatlarına bırakabilmek için canlarını gözlerini bile kırpmadan verdiler. Bu mukaddes yurt topraklarının korunması ve bayrağımızın dalgalanması için birlik, beraberlik ve bütünlük içinde verilen mücadeleyi millet olarak idrak etmeli, gelecek nesillere bu bilinci aktarmayı, bu güzel vatanı bizlere emanet eden atalarımıza karşı bir borç bilmeliyiz.
Farklı milletlere mensup insanların karşı karşıya geldiği Çanakkale, bugün tüm insanlığa barışın önemi konusunda güçlü mesajlar veren bir abide konumundadır. Çanakkale, milletimiz için de ayrıca bir onur, gurur ve şeref abidesidir. Çanakkale’de, kutsal değerleri uğrunda vargücüyle savaşan nesiller, Çanakkale’nin geçilmeyeceğini dünyaya ilan ederken, milletimizin hürriyet, istiklâl, vatan ve bayrağına sahip çıkma kararlılığını da haykırmışlardır.
253.000 evladımızın şehit, düşman cephelerinden ise 247.000 askerin öldüğü ve her bir metrekareye 6.000 merminin düştüğü bu savaşta, islam ve kuran hizmetkarı olan türk milletine Allah’ın melekleriyle yardımda bulunduğu şüphesizdir. Zira Allah’u Teala Kur’an-ı Kerim’de mealen: “Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.” (Enfal-9) buyurmaktadır. İngiliz devlet başkanı Churcill, “–Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türkler’le değil, Allâh ile harbettik!.. Tabiî ki yenildik…” diyerek bunu itiraf etmektedir.Aziz şehitlerimiz yattıkları yerlerde şunu hissetmelidirler ki, temiz kanlarıyla suladıkları kutsal vatan toprakları, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türk milleti tarafından en kutsal emanet olarak muhafaza edilecektir.
Vatanın verilecek bir karış toprağı olmadığını dünyaya gösteren 250 bin şehidimizi minnet ve rahmetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.”

İstiklal Marşımızın Kabulü

Güftesi, Anadolu’da Milli Mücadele’nin devam ettiği sırada Mehmet Âkif Ersoy tarafından kaleme alınmış şiir. Şairin Kurtuluş Savaşı’nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk ulusunun bağımsızlığa, Hakk’a, yurduna ve dinine bağlılığını dile getirir.
Şiir, 12 Mart 1921’de Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklâl Marşı olarak kabul edilmiştir. Bestesi Osman Zeki Üngör’e aittir. Orkestrasyonu Edgar Manas tarafından yapılmıştır.
Maarif Vekaleti, Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlarında, İstiklâl Harbi’nin milli bir ruh içerisinde kazanılması imkânını sağlamak amacıyla 1921’de bir güfte yarışması düzenledi. Yarışmaya toplam 724 şiir katıldı. Eser gönderenler arasında Kazım Karabekir, Hüseyin Suat Yalçın, İsak Ferrara, Muhittin Baha Pars ve Kemalettin Kamu gibi tanınmış isimler de vardı.[3] “Çanakkale Şehitleri” ve “Bülbül” gibi şiirlerin sahibi Mehmet Akif’in “Milletin başarılarının para ile övülemeyeceğini” düşündüğü için yarışmaya katılmak istemediği bilinir.

İstiklal Marşımızın Kabulü yazısına devam et

Rus Çarını Hayrete Düşüren Olay

Bir defasında Rus çarı at arabasıyla ülkesini dolaşıyormuş.

Araba yoldaki kanal inşaatının önünde durmak zorunda kalmış.

Yolunun üzerinde kanal kazan işçiler, Çar’ın arabasını görünce heyecanla irkilmişler.

Çar arabadan inmiş ve kan ter içinde kalan bir işçiye sormuş:

 

“Bu kadar yoruluyorsun, kan ter içinde kalıyorsun; peki iyi para
kazanabiliyor musun bari?”

“Bana yetecek kadar kazanıyorum efendim, diye cevap vermiş işçi.

“Yani ne kadar ” diye tekrar sormuş Çar.

İşçi başını öne eğmiş ve şöyle cevap vermiş;

“Borçlarımı ödeyebiliyorum, gelecek için yatırım yapabiliyorum, kalanı ile de hergün sıcak tasda yemek yiyebiliyorum efendim!”

Rus Çarını Hayrete Düşüren Olay yazısına devam et

Mehmet Akif Ersoy’un Etkilendiği Abdulhamid Han Hikayesi

“Senin istifa ettirdigini bizde istifa ettirdik”

Mehmet Akif Ersoy, Sultan AHMET Camii’ne her gittiğinde orada iki gözü iki çeşme ağlayan yaşlı bir zâta rastlamaktadır. Bu yaşlı zât, başından geçen bir olayı kendisine anlatınca, Mehmet Akif Ersoy bundan çok etkilenmiş, bu yaşlı zatla aralarında geçen konuşmayı ise bizlere şöyle nakletmiştir:
Sabah namazlarını kılmak için Sultan AHMET Camii’ne gidiyordum. Her sabah ne kadar erken gidersem gideyim, mihrabın bir kenarına oturmuş, saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adam, ümitsizce, bedbin bir şekilde durmadan ağlıyor. O kadar ağlıyor ki, ağlamadığı tek bir dakikayı yakalayamadım. Nihayet bir gün yanına sokuldum ve “Muhterem” dedim,”A efendim!” dedim.
“Niye bu kadar ağlıyorsun? ALLAH’ın rahmetinden bir insan bu kadar ümitsiz olur mu?”

Mehmet Akif Ersoy’un Etkilendiği Abdulhamid Han Hikayesi yazısına devam et

Sebepsiz Sevdiğim

Ey benim sebebi medden giryan olduğum hemzem..
Ey benim feryad-ü figan vaktim.
Ey benim aşk’ın yürür vaziyetteki secde halim.
Eğri sütunlardan cümle alame iklab eylediğim .
Bilmez misin görmez misin halimi ..
Kelamı hadrımı kıyamete bürüyenim.
Rahman aşkına
Kuran aşkına
Muhammed Mustafa aşkına duy beni..
Mekki sure gibi yeminlerdeyim inan..
Tefsiri muhkem edilenim.

Sebepsiz Sevdiğim yazısına devam et

Büyük Komutan Aslan Mashadovu Unutmadık

Büyük Komutan Aslan Mashadovu Unutmadık

SSCB Kızılordusunda topçu Albaylığa kadar yükselmişti. Çeçenistan’ın bağımsızlık savaşında önemli rol oynadı Çeçenisan Devlet Başkanı Dudayev’in şehit olmasının arkasından devlet başkanlığına seçildi..

Ilımlı politikaları ile tanındı. İkinci Çeçen-Rus savaşının başlaması üzerine tekrar dağlara dönerek gerilla savaşına devam etti..

Rus özel kuvvetlerinin 8 Mart 2005’te bulunduğu Yurt kasabasına düzenlediği baskın sırasında arkadaşları ile birlikte şehit oldu..

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Güzel Bir Hikaye

KAZA NAMAZI
Gardiyanların ayak sesleri koğuşun kapısında son buldu, getirdikleri genç bir mahkumu bıraktılar ve gittiler.

Yeni gelen genç içeridekilere selam verdi ve kendisine gösterilen boş yere oturdu. Koğuştakiler ona hoş geldin, geçmiş olsun dediler.

İçlerinden en yaşlı ve olgun olanı gencin yanına yaklaştı ve ona ilgi gösterdi, bir anlamda sahiplendi.

Çünkü selam verişinden ve simasından bu gencin nasıl biri olduğunu hemen anlamıştı.

Genç oldukça yorgun ve bitkin görünüyordu, epeyce bir müddet konuşmadı. Daha sonra yaşlı adamdan bir seccade istedi ve kıblenin ne taraf olduğunu sordu. Sonra kalktı ve yavaş yavaş ikindi namazını kıldı.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’ndan Güzel Bir Hikaye yazısına devam et

Dokunma Gönül Dergahıma

Dokunma gönül dergâhıma.
Yüreğim Yanar Ey Yâr….
Tennuremi Giyer Alemi Dolanırım. Bir Hay Diyeni Ararım. Hüzünlenirim Bulamazsam. Gönül Havanımı Döverim “AŞK” Tokmağıyla. ALLAH Derim, Yandıkça Yanar Benim Fakir Yüreğim. Bakıyorum Sanki, Suskunluğum Sarıyor Bedenimi Esir Almış Gibi. Muhabbetullah Sarıyor Alemi Cihanı Uçuyorum Yine Sidre-i Müntahaya, Rabbim Nasip Ediyor. Tüylerimi Ürperten Bir Aşk Tütüyor Burnuma, Gece Yine Muhteşem, Yine Aşk Dolu. Seviyorum Seccademi
Seriyorum Beytullaha Doğru. Ve Allah Dokanıyor Yüreğime, “Sübhane Rabbiyel Ala” Göğüs Kafesinde Kilitli Kalbim Yine Çarpıyor Yerinden Çıkacak Gibi Yâ Hayyyy……
Manasına Kifayetsiz Kalıyor Lâl Olan Dilim. Setr Etmiş Artık Yüreğimi Aşk.
Ey Hüznüme Yâr Beklediğim Lâl Olan Hamuş Aşkım Bişnev ;
Hani Hiranın Tepesine Yazacaktık Suskunluğumuzu, Hani Gülün Yaprağına Yazacaktık Aşkı, Hani Tennuremizi Giyecektik, Dönecektik Alemi. Bir Güle Baktığımızda Aynı Sevdayı Bulacaktık, Gayemiz, Davamız, Hedefimiz, Rotamız Hani Uhud Olacaktı, Safa Merve Olacaktı. Say Yapacaktık Allah Diye Diye.

Dokunma Gönül Dergahıma yazısına devam et