Kategori arşivi: İz Bırakanlar

Yaşar Erkan Kimdir?

Milli Güreşçi Yaşar Erkan;Erzincan’ın Refahiye İlçesine bağlı İspidi köyünde,1912 tarihinde  dünyaya gelir. Yaşar Erkan’ın babası da  köylerinde meşhur güreşçi Ali pehlivandır.1916 yılında İstanbul’a taşınmalarıyla Kumkapı Güreş Kulubüne girerek güreşe başladı.1933 yılında Türk Milli Güreş takımına seçilerek o tarihte Balkan Şampiyonluğunu kazandı. Bu şampiyonluğu 1934 ve 1935 yıllarında da devam ettiren güreşçimiz ; 1936 yılında Berlin’de greko-romen stilde 61 kilo Olimpiyat şampiyonluğunu kazandı Böylece Milli Güreşçi Yaşar Erkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin olimpiyatlarda aldığı ilk altın madalyayı kazanan sporcu olarak Türkiye spor tarihine adını altın harflerle yazdırdı.

Asıl soyadları Naçar olmasına ragmen olimpiyat şampiyonu olduktan sonra Atatürk tarafından Erkan olarak degiştirilmiştir.Mesleği terzilik olan güreşçimiz, Türk Milli Güreş Takımında antrenör olarakta görev yapmıştır.18 Mayıs 1986 yılında İstanbul’da vefaat etmiştir.

Yaşar Erkan, 1936 Yaz Olimpiyatları’nda altın madalya aldıktan sonra “Şampiyonluk Yaşar Erkan Kimdir? yazısına devam et

MUHSİN YAZICIOĞLU KİMDİR….?

MUHSİN YAZICIOĞLU

İlk Yılları Ve Eğitimi

1954 yılında Şarkışla’nın Elmali (Sivas) köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla’da yaptıktan sonra Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni bitirdi. Yazıcıoğlu, evli ve iki çocuk babası idi.

 

1980 Öncesi

1968’de cemiyetçilik çalışmalarına başladı. Şarkişla’da Genç Ülkücüler Hareketi’ne katıldı; üniversite eğitimi için 1972’de Ankara’ya geldikten sonra da,Ülkü Ocaklari Genel Merkezi’nde görev yapmaya başladı. Sırasıyla Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’nda bulundu. Yazıcıoğlu, 1978’de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin de kurucu Genel Başkanı oldu. Bu dönemde yaşanan Bahçelievler ve Kahramanmaraş katliamlarıyla suçlandı fakat suçsuzluğu anlaşılınca serbest bırakıldı. 1980 sonrası yapılan yargılamalarda da beş yılı hücrede olmak üzere yedi buçuk yıl hapishanede yattı ve suçsuzluğu anlaşılınca beraat etti.
1978’de Abdullah ÇATLI ve Mustafa PEHLİVANOĞLU yakalanınca, “Ankara’ya geldiklerinden bir saat kadar sonra şubeye telefon açarak, “Bu size son ihtarım. Abdullah Çatlı’yı bırakmazsanız Ankara’nın 150 yerinde bomba patlatacağız” diyerek emniyeti tehdit ettiği rivayet edilir. Bir iddiadan ibaret olan bu bilginin bir kesinliği yoktur. 1978 yılında Alevi vatandaşlara karşı düzenlenen katliamın ÜGD başkanı olarak tertipçisi olmakla suçlanmış ve daha sonra “suçsuzluğu” anlaşılınca beraat etmiştir.
MUHSİN YAZICIOĞLU KİMDİR….? yazısına devam et

Aşık Veysel’siz 45 Yıl

 Aşık Veysel Şatıroğlu ; Anadolu da  Yunus Emre, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal ve  Dadaloğlu’nun zamanımıza devrettiği  aşıklık görevini hakkıyla yerine getiren  son temsilcisiydi. Kördü ama herkesten daha iyi görürdü. İlk şiirini Mustafa Kemal Atatürk’e yazmıştı.

Aşık Veysel Şatıroğlu, 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi.Annesi Gülizar, babası “Karaca” lakaplı Ahmet adında bir çiftçiydi. Veysel’in iki kız kardeşi, yörede yaygınlaşan çiçek hastalığına yakalanarak yaşamlarını yitirdi. Ardından Veysel de yedi yaşında aynı hastalıktan dolayı iki gözünü de kaybetti.Aşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yaptı. 1965 yılında özel kanunla maaş bağlandı. 1970’li yıllarda Selda Bağcan, Gülden Karaböcek, Hümeyra, Fikret Kızılok, Esin Afşar gibi bazı müzisyenler Aşık Veysel’in deyişlerini düzenleyerek yaygınlaşmasını sağladı. 45 yıl önce,21 Mart 1973’te 78 yaşındayken aramızdan ayrıldı.Şarkışla’da her yıl adına şenlikler yapılır.

Allah rahmet eylesin.

Ferdinand Macellan Kimdir…?

FERDİNAND MACELLAN

Güney Afrika Ümit Burnu’nu ve Macellan boğazını geçerek dünyayı gemiyle dolaşmıştır.
Ferdinand Macellan, 1480 yılının ilkbaharında Portekiz’de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. 10 yaşına geldiği zaman amcasının başında olduğu kraliyet donanma okuluna yazılarak eğitim hayatına ilk adımını attı. GençIiği Portekiz’li denizciler yanında gemilerde denizciliği öğrenmekle geçti. Ferdinand Macellan’ın maceraları; onun seyahatlerine eşlik eden eden Portekiz’li Antonio Pigafetta’nın anılarını yazması sayesinde günümüze ulaşmıştır.

Macellan ilk deniz yolculuğuna 1505 yılında, henüz 25 yaşındayken çıktı. Bu ilk görevinde Francisco de Almeida’yı Portekiz genel valisi olarak Hindistan’a götürdü. 1511 yılında Fas’a gönderildi ve burada Azamor Savaşı’na katıldı. Bu savaşta dizinden ciddi biçimde yaralandı.
Hindistan’da, Doğu Hintler’de ve Fas’ta çarpışmalara katıldı. Fas’taki çarpışmalar sonunda sakatlandı. Daha sonra Portekiz kralı ile arası açıldı. Gözden düştü ve kısa bir süre sonra Portekiz donanmasındaki görevine son verildi. 1517 yıIında İspanya’ya gitti. Kral Beşinci Şarl tarafından İspanya donanmasında görevlendirildi. Denizciliğin yanı sıra coğrafyaya da meraklı idi. Hep batı istikametinde yol alınması halinde doğu ülkelerine ulaşılabileceğini savunmaktaydı.

Ferdinand Macellan Kimdir…? yazısına devam et

Nuray Hafiftaş Hayatını Kaybetti

Bazen Hüzünlü Bir Şarkı Gibi Yaşarsın Hayatı… Bazen Gecelerini, Yüreğini Uzaklara Götürmek İsteyen Soğuk Bir Rüzgar Alır, Koşarsın Ardından, Yetişemezsin, Bazen de Yarım Kalır Düşlerin
Tamamlayamazsın..
Bazen Tüm Her Şeyi Düşünüp de “Yeter” Dersin, Vazgeçmek Gelir
İçinden, Bazen de Düşlerin
Yıllar Ötesine Giderken Yüreğin Kalır Gerisinde… Bazen İse Konuştukların Eriyip Giderken; Sustukların Büyür İçinde..
Unutma! Bir Gün Şiirler de BiterSözler Yenilir… Diller
Lal Kesilir… Şarkılar Sözsüz Kalır… Umulmadık Anda Her Şey Yarım Kalır…! Bazen Bir Şiirdir Yarım Kalan Bazen İse Bir
Şarkı… Bazen de Bir Candır
Yarım Kalan..! Acılardan Bıkıp ” Ölüm “Diye Her Çareye Sarılan…!

Nuray Hafiftaş Hayatını Kaybetti yazısına devam et

Huzeyfe Bin Yeman

Huzeyfe Bin Yeman
Sevgili Peygamberimizin sırdaşı.

Huzeyfe bin Yemân hazretleri şöyle anlatıyor:

“Hendek savaşının en şiddetli safhaya ulaştığı bir sırada, bir gece yarısı -ı kirâmdan bir grup olarak Resûlullahın yanında idik. Öyle bir gecede bulunuyorduk ki, ondan daha karanlık bir gece görmemiştik. Bu şiddetli karanlıkla birlikte gök gürültüsünü andıran korkunç bir rüzgâr da esmeye başlamıştı.

Ok ve taş atma

Bu sırada müşrik ordusu, telâşa kapılıp, kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Peygamber efendimiz bize onların bu hâlini haber verdi. Resûluluh efendimiz gece bir miktar namaz kıldıktan sonra yanıma geldi. Soğuktan ve açlıktan iki dizim üzerine çöküp büzülerek oturuyordum. Bana dokunarak buyurdu ki:
– Git şu kavim ne yapıyor bir bak! Yanıma dönüp gelinceye kadar onlara, ok ve taş atma. Mızrak ve kılıç vurma. Sen benim yanıma dönüp gelinceye kadar, ne soğuktan, ne sıcaktan zarar görmeyeceksin, esir edilip, işkenceye de uğramayacaksın.

Huzeyfe Bin Yeman yazısına devam et

Hifa Hatun ( radıyallahü anha )

Kadın sahâbîlerden. Medine-i Münevvere’de güzelliği ve ahlâkı ile meşhûrdu. Tevekkül sahibi kazaya rızâ gösteren ve Hazreti Resûlullah’a çok bağlı olup, her sözünü dinlerdi. Âhireti çok düşünüp, hiç aklından çıkarmazdı. Hep ahirete hazırlanıp, ona yarar ameller işlemeye çalışırdı. Hifâ Hatun, bir gün Peygamber efendimizin huzûruna gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana beni Cennet’e götürecek bir iş (amel) öğret” dedi. Bu arzu ve isteği üzerine Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Önce bir erkekle evlenmen lâzımdır. Bununla dînin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Bu emir üzerine; “Ey Allah’ın Resûlü! Küfvüm, (dengim) kim olabilir? Bana Habeşistan hükümdârı Melik Necâşî evlenme teklifinde bulundu. Fakat, ben onun bu teklifini kabûl etmeyip, geri çevirdim. Hatta yüz deve ile birçok zînetler veren de oldu. Onu da kabûl etmedim. Bu gün ise ahirette kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz.

Hifa Hatun ( radıyallahü anha ) yazısına devam et

Selehaddin Zerkubi Kimdir….?

Şeyh Selâhaddin Ferîdûn Zerkubî (KSA)

Konya’nın büyük velîlerinden. İsmi Selâhaddîn Feridun’dur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin önde gelen talebelerindendir. Önceleri Mevlânâ’nın hocası olan Seyyid Burhâneddîn Tirmizî’nin talebesi idi. Kuyumculuk yapardı.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, bir gün Konya’nın kuyumcular çarşısından geçerken, bir kuyumcu dükkânından gelen çekiç seslerinden çok etkilendi.Her çekicin vuruluşunda çıkan seslerin, “Allah! Allah!” dediğini müşâhede etti. Bu sesler, eşi bulunmaz bir haz ve dükkânın sâhibine karşı kalbinde büyük bir muhabbet hâsıl etti. Kapının önünden Mevlânâ hazretlerinin geçmekte olduğunu gören kuyumcu Selâhaddîn ve çırakları, onu hürmetle selâmladılar.

Mevlânâ, dükkâna merhametle teveccüh ettiğinde, dükkândaki bütün eşyâlar altın oldu. Bu durumu hayretle gören Selâhaddîn, dükkânındaki bütün malzemeyi, âletleri, çıraklarına ve fakirlere dağıtıp Mevlânâ’nın peşinden gitti. Ona talebe olmayı, dünyâ servetlerinden üstün gördü. Huzûra vardığında Mevlânâ onu talebeliğe kabûl etti.Selâhaddîn’deki istidâd ve kâbiliyeti görünce, yetişmesi için çalıştı. Selâhaddîn de hocasına kusûr etmiyerek, on sene hizmet etti. Mevlânâ, hocası Şems-i Tebrizî hazretlerine gösterdiği hürmet ve saygı kadar, bu talebesine de şefkat ve merhametle muâmelede bulundu. Onu, kendisinden sonra yerine vekîl olabilecek şekilde yetiştirdi. Mevlânâ Celâleddîn, Selâhaddîn’i o kadar çok severdi ki, onunla akrabâ olmak istemiş ve oğlu Sultan Veled’e, Selâhaddîn’in kerîmesini nikâh etmişti.

Selehaddin Zerkubi Kimdir….? yazısına devam et

Fikret Hakan Kimdir….?

FİKRET HAKAN KİMDİR?

23 Nisan 1934 yılında Balıkesir’de doğan Fikret Hakan, ilk olarak gazetecilikle ilgilendi. Hakan henüz lise öğrencisiyken, Abdi İpekçi ve Halid Kıvanç gibi isimlerin de bulunduğu İstanbul Ekspres gazetesinde röportajları ve öyküleri yayınlanmaya başlandı.

Asıl ismi Bumin Gaffar Çıtanak olan Hakan, 1950’de ‘Üç Güvercin’ adlı operetteki palyaço rolüyle Ses Tiyatrosu’nda sahneye ilk adımını attı. Oyunlarda rol almaya devam eden Hakan, birçok tiyatroda çalıştı ve 80’lerin sonuna kadar sahneden inmedi.

Kariyeri sorulduğunda üç önemli noktaya dikkat çekerek “Babıali, tiyatro ve beyaz perde” diyen Hakan, 1953 yılında ‘Köprüaltı Çoçukları’ ile sinemaya geçiş yaptı. Ardından ‘Beyaz Mendil’, ‘Gelinin Muradı’, ‘Üç arkadaş’, ‘Dokuz Dağın Efesi’ gibi filmlerde oynayan Hakan, 60’lara gelindiğinde ‘Yılanların Öcü’ ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. Bu filmle birlikte ‘Karanlıkta Uyuyanlar’, Hakan’ın unutulmaz filmleri arasında yer aldı.

Fikret Hakan Kimdir….? yazısına devam et

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Kimdir…?

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Hayatı

30 Ekim 1821’de Moskova’da dünyaya gelen Dostoyevski (Фёдор Миха́йлович Достое́вский), çocukluğunu babasının görevli olduğu Marya hastanesinin lojmanında, aksi, otoriter ve disiplinli bir baba ile hasta bir annenin vesayeti altında geçirdi.[1] Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi’nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova’nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski’nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı.[2]

İlk eğitimini annesi Mari Fedederovna’dan alan Dostoyevski’nin ilk okuduğu metinler; Eski ve Yeni Ahit’in öyküsüdür. Daha sonra Karamzin’in “Rusya Tarihi”ni, Derjavin’in kasidelerini, Jukovski’nin şiirlerini, Puskin’i, Walter Scott’u, Dickens’ı, George Sand’ı ve Hugo’yu okudu. Önce annesini, daha sonra da babasını kaybeden Dostoyevski, Petersburg’taki Mühendisler Okuluna girdi.[1] Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için “Ateş Fedya” lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg’ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi.[2] Bir sınıf arkadaşı, onun için

«Sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla otururdu.»

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Kimdir…? yazısına devam et

Şeyh Edebali Hazretleri

Şeyh Edebali Hazretleri (1206-1326), Osmanlı Devleti’nin mânevî bânîsi, Osman Gâzi’nin kayınpederi ve üstâdıdır. 120 sene ömür sürmüştür. Tahsîlinin başlangıcı, muhtemelen doğum yeri olan Karaman’da, ikmâli ise Şam’dadır. Zamanın tanınmış bütün âlimlerinden ders okumuş ve hem zâhirî hem de bâtınî ilimler bakımından eşsiz bir duruma gelmiştir.

Moğol istilâsının ardından büyük bir çalkantı ve buhran yaşayan müslüman Anadolu’nun, içinde bulunduğu bu girdaptan kurtulması için büyük gayretler sarf eden şahsiyetlerin başında Edebali Hazretleri gelmektedir.

O, beyliklere bölünüp parçalanarak ciddî yara almış olan Anadolu birliğini yeniden tesis ile İslâm sancağını ehl-i küfür karşısında muzafferen dalgalandırmak için çırpınıyordu. Bu gâyesini gerçekleştirebilmek yolunda bütün Anadolu beyliklerini hassas bir değerlendirmeye tâbî tutmuştu.

Birbirleriyle Selçuklu’nun yerini almak maksadıyla devamlı ve kıyasıya bir sûrette kavga hâlinde olan beyliklerin durumu, Şeyh Edebali’ye ümit vermiyordu. Nihâyet henüz dört yüz atlı kadar bir kuvvete mâlik olup uç beyliği yapmakta olan ve hiç kimsenin ilerisi hakkında parlak şeyler düşünmediği Osmanlı Beyliği’ni tahlil eden Edebali Hazretleri, bu küçük beylikte aradığı ulvî cevheri buldu.

Şeyh Edebali Hazretleri yazısına devam et

Akıncı Beyi Mihaloğlu Alaaddin Paşa

MİHALOĞLU GAZİ ALAADDİN ALİ PASA
Akınlarıyla İslam düşmanlarını perişan eden Akıncı Beyi
Akıncılar İslam uğruna kelle koltukta mücadele eden yiğitlerdir. Onlar için açlık, yorgunluk yoktu. Ne kadar kalabalık olursa olsun düşman sürüleri engel teşkil etmezdi. At sırtında gece gündüz düşman illerinde yol katederlerdi. Hayatları sınır gerisindeki şehir, kasaba ve köylerinde geçerdi.
Düşmanın iktisadî ve askeri küvetini perişan etmek, düşmanın yüreğine korku salmak için yapılan akınlarda kartal kanatlı sendengeçti akıncılar kasırga gibi eserlerdi. Onlar için cihad, bir şenlikti. İ’lâ-yi kelimetullah uğruna şehadet şerbetini içmek en büyük dilekleriydi. Onlar kanlarını, canlarını hak yoluna feda etmişlerdi.

En büyük akınlar Fatih ve Kanuni devirlerinde yapılmıştır. Bu devirde yapılan akınları Avrupalılar hâlâ hafızalarından silememişlerdir.

Akıncı beyleri içerisinde en meşhuru Mihaloğlu Alaâddin Ali Paşa’dır.

Ali Paşa akıncılarıyla birlikte Tuna’yı kuzeye doğru tam 330 defa geçmiştir.

1435’te dünyaya gelen Ali Paşa, iyi bir tahsil görmüştür. Macarca ve Romence dahil birkaç Avrupa dilini mükemmel şekilde bilmekte, Türkçe kadar rahat konuşmaktadır.

Akıncı Beyi Mihaloğlu Alaaddin Paşa yazısına devam et