Yaşar Erkan Kimdir?

kerimustacom_yasar_erkan Yaşar Erkan Kimdir?Milli Güreşçi Yaşar Erkan;Erzincan’ın Refahiye İlçesine bağlı İspidi köyünde,1912 tarihinde  dünyaya gelir. Yaşar Erkan’ın babası da  köylerinde meşhur güreşçi Ali pehlivandır.1916 yılında İstanbul’a taşınmalarıyla Kumkapı Güreş Kulubüne girerek güreşe başladı.1933 yılında Türk Milli Güreş takımına seçilerek o tarihte Balkan Şampiyonluğunu kazandı. Bu şampiyonluğu 1934 ve 1935 yıllarında da devam ettiren güreşçimiz ; 1936 yılında Berlin’de greko-romen stilde 61 kilo Olimpiyat şampiyonluğunu kazandı Böylece Milli Güreşçi Yaşar Erkan, Türkiye Cumhuriyeti’nin olimpiyatlarda aldığı ilk altın madalyayı kazanan sporcu olarak Türkiye spor tarihine adını altın harflerle yazdırdı.

Asıl soyadları Naçar olmasına ragmen olimpiyat şampiyonu olduktan sonra Atatürk tarafından Erkan olarak degiştirilmiştir.Mesleği terzilik olan güreşçimiz, Türk Milli Güreş Takımında antrenör olarakta görev yapmıştır.18 Mayıs 1986 yılında İstanbul’da vefaat etmiştir.

Yaşar Erkan, 1936 Yaz Olimpiyatları’nda altın madalya aldıktan sonra “Şampiyonluk Okumaya devam et “Yaşar Erkan Kimdir?”

Muhsin Yazıcıoğlu Kimdir ?

243-qszpwkwn-chmxz31w-gkgpc1cy-png Muhsin Yazıcıoğlu Kimdir ?

İlk Yılları Ve Eğitimi
1954 yılında Şarkışla’nın Elmali (Sivas) köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Şarkışla’da yaptıktan sonra Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni bitirdi. Yazıcıoğlu, evli ve iki çocuk babası idi.
1980 Öncesi
1968’de cemiyetçilik çalışmalarına başladı. Şarkişla’da Genç Ülkücüler Hareketi’ne katıldı; üniversite eğitimi için 1972’de Ankara’ya geldikten sonra da,Ülkü Ocaklari Genel Merkezi’nde görev yapmaya başladı. Sırasıyla Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı ve Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’nda bulundu. Yazıcıoğlu, 1978’de faaliyete geçen Ülkücü Gençlik Derneği’nin de kurucu Genel Başkanı oldu. Bu dönemde yaşanan Bahçelievler ve Kahramanmaraş katliamlarıyla suçlandı fakat suçsuzluğu anlaşılınca serbest bırakıldı. 1980 sonrası yapılan yargılamalarda da beş yılı hücrede olmak üzere yedi buçuk yıl hapishanede yattı ve suçsuzluğu anlaşılınca beraat etti.
1978 yılında Alevi vatandaşlara karşı düzenlenen katliamın ÜGD başkanı olarak tertipçisi olmakla suçlanmış ve daha sonra “suçsuzluğu” anlaşılınca beraat etmiştir.
12 Eylül Dönemi
1980 yılına kadar MHP’de Genel Başkan Müşavirliği görevinde bulunan Muhsin Yazıcıoğlu, 12 Eylül 1980’den sonra MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yargılandı. 5,5 yılı hücrede olmak üzere 7,5 yıl Mamak Cezaevi’nde kaldı. Burada “Üşüyorum” adlı bir şiir yazmıştı.
Yazıcıoğlu, cezaevinden çıktıktan sonra, cezaevindeki ülkücüler ve onların ailelerine yardım amacıyla kurulan Sosyal Güvenlik ve Eğitim Vakfı’nın başkanlığını yaptı. Yazıcıoğlu, 1987’de Milliyetçi Çalişma Partisi’ne (MÇP) girdi ve Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulundu. 20 Ekim 1991 Milletvekili Genel Seçimlerinde, Refah Partisi(RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçi Demokrat Partisi’nin (IDP) oluşturduğu ittifak bünyesinde milletvekili adayı olan Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas’tan milletvekili seçildi.
BBP Dönemi 1992 – 2009
Yazıcıoğlu, 7 Temmuz 1992’de, “içinde bulunduğu partinin siyasi anlayışıyla uyuşamadığı” gerekçesiyle 5 milletvekili arkadaşı ile beraber MÇP’den ayrıldı. 29 Ocak 1993’te, MÇP’ den ayrılan bir grup arkadaşı ile beraber Büyük Birlik Partisi’ni (BBP) kurdu ve partinin Genel Başkanı oldu.
24 Aralık 1995’te yapılan erken genel seçimlerinde ANAP-BBP ittifakından 20. Dönem Sivas milletvekili olarak yeniden parlamentoya giren Yazıcıoğlu, 28 Şubat 1996’da ANAP’tan istifa ederek, BBP’ye döndü. 8 Ekim 2000 tarihindeki 4., 20 Temmuz 2003 tarihli 5. ve 30 Nisan 2006 tarihli 6. Olağan ve 15 Nisan 2007 tarihli 2. Olağanüstü Büyük Kurultaylarda yeniden genel başkan seçildi.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde Sivastan bağımsız milletvekili olarak TBMM’ye girdi ve seçimlerden önce bıraktığı BBP Genel Başkanlığına tekrar seçildi.
Helikopter Kazası
25 Mart 2009 tarihinde, Kahramanmaraş mitinginden Yozgat-Yerköy mitingine hareket etmek üzere içinde bulunduğu Helikopter bilinmeyen bir sebepten dolayı Düştü. Helikopter düştükten sonra İHA muhabiri İsmail Güneş 112 Acil Servisi aramıştır. Bu konuşmada bacağının kırık olduğunu, helikopterde bulunanlardan sadece BBP Sivas il Başkanı Erhan Üstündağ’ın inlediğini, ne BBP Sivas il başkan yardımcısı Murat Çetinkaya ne de pilot Kaya İstektepe’den ses gelmediğini, Muhsin Yazıcıoğlu’nu ise göremediğini söylemiştir.
Bu konuşmalar İsmail Güneş’in son konuşması olmuştur. Kazadan 48 saat sonra helikopterin enkazı ve Muhsin Yazıcıoğlu dahil 6 kişinin naaşı arama ekipleri içerisinden 17 gönüllü civar köylüsü tarafından Sisne ve Kızılöz Köyleri arasındaki Keş Dağı Kuru Dere Kanlıçukur mevkiinde bulundu. Enkaz, 48 saat süren arama çalışmalarının yapıldığı bölgenin içerisinde değil 115 km uzağındaydı.
28 Mart 2009 tarihi ve saat 14:10’da BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu’nun yaptığı açıklamaya göre, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekiler vefat etmişlerdir. Kendisi daha önce on yedi defa trafik kazası geçirmişti ancak bunların hepsini hafif sıyrıklarla atlatmıştı.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenazesi ölümünden 6 gün sonra 31 Mart 2009 tarihinde Kocatepe Camii’nde düzenlendi. TBMM’deki törende Yazıcıoğlu’nun Türk bayrağına sarılı naaşının üzeri çiçeklerle süslendi. Cenaze törenine basın mensupları dahil yaklaşık 700.000 kişi katıldı. Vasiyeti üzerine cenazesi, Tacettin Derganina gömülmeyi vasiyet ettiği için bir bakanlar kurulu kararı çıkarılarak Mehmet Akif Ersoy müzesi olarak kullanılan dergahın bahçesine defnedildi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün ardından memleketi Sivas’ta birçok parka ve cadde ismi verildi. Amasya’da yapılan caddenin ismi Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi olarak değiştirildi. Anadolu’nun birçok yerinde park, cadde ve vakıflara onun ismi verilerek kendisine duyulan sevgi ve saygı tekrar ifade edildi.

Aşık Veysel’siz 45 Yıl

aveysel Aşık Veysel'siz 45 Yıl

Aşık Veysel Şatıroğlu ; Anadolu da  Yunus Emre, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal ve  Dadaloğlu’nun zamanımıza devrettiği  aşıklık görevini hakkıyla yerine getiren  son temsilcisiydi. Kördü ama herkesten daha iyi görürdü. İlk şiirini Mustafa Kemal Atatürk’e yazmıştı.

Aşık Veysel Şatıroğlu, 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi.Annesi Gülizar, babası “Karaca” lakaplı Ahmet adında bir çiftçiydi. Veysel’in iki kız kardeşi, yörede yaygınlaşan çiçek hastalığına yakalanarak yaşamlarını yitirdi. Ardından Veysel de yedi yaşında aynı hastalıktan dolayı iki gözünü de kaybetti.Aşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yaptı. 1965 yılında özel kanunla maaş bağlandı. 1970’li yıllarda Selda Bağcan, Gülden Karaböcek, Hümeyra, Fikret Kızılok, Esin Afşar gibi bazı müzisyenler Aşık Veysel’in deyişlerini düzenleyerek yaygınlaşmasını sağladı. 45 yıl önce,21 Mart 1973’te 78 yaşındayken aramızdan ayrıldı.Şarkışla’da her yıl adına şenlikler yapılır.

Allah rahmet eylesin.

Ferdinand Macellan Kimdir…?

ferdinand-macellan-860c01 Ferdinand Macellan Kimdir...?Güney Afrika Ümit Burnu’nu ve Macellan boğazını geçerek dünyayı gemiyle dolaşmıştır.
Ferdinand Macellan, 1480 yılının ilkbaharında Portekiz’de varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. 10 yaşına geldiği zaman amcasının başında olduğu kraliyet donanma okuluna yazılarak eğitim hayatına ilk adımını attı. GençIiği Portekiz’li denizciler yanında gemilerde denizciliği öğrenmekle geçti. Ferdinand Macellan’ın maceraları; onun seyahatlerine eşlik eden eden Portekiz’li Antonio Pigafetta’nın anılarını yazması sayesinde günümüze ulaşmıştır. Okumaya devam et “Ferdinand Macellan Kimdir…?”

Nuray Hafiftaş Hayatını Kaybetti

images Nuray Hafiftaş Hayatını KaybettiBazen Hüzünlü Bir Şarkı Gibi Yaşarsın Hayatı… Bazen Gecelerini, Yüreğini Uzaklara Götürmek İsteyen Soğuk Bir Rüzgar Alır, Koşarsın Ardından, Yetişemezsin, Bazen de Yarım Kalır Düşlerin
Tamamlayamazsın..
Bazen Tüm Her Şeyi Düşünüp de “Yeter” Dersin, Vazgeçmek Gelir
İçinden, Bazen de Düşlerin
Yıllar Ötesine Giderken Yüreğin Kalır Gerisinde… Bazen İse Konuştukların Eriyip Giderken; Sustukların Büyür İçinde..
Unutma! Bir Gün Şiirler de Biter… Sözler Yenilir… Diller
Lal Kesilir… Şarkılar Sözsüz Kalır… Umulmadık Anda Her Şey Yarım Kalır…! Bazen Bir Şiirdir Yarım Kalan Bazen İse Bir
Şarkı… Bazen de Bir Candır
Yarım Kalan..! Acılardan Bıkıp ” Ölüm “Diye Her Çareye Sarılan…!

MEKÂNIN CENNET RUHUN ŞAD OLSUN

GÜZEL İNSAN
NE SENİ
NE De Senin gibi Güzel Türkülerini

UNuTMaYaCaYız……!!!

nuray_hafiftas_kimdir_aslen_nereli_ve_kac_yasindadir_detayli_biyografisi_1512046768_0052 Nuray Hafiftaş Hayatını KaybettiNURAY HAFİFTAŞ KİMDİR?

Nuray Hafiftaş, 8 Ağustos 1964 tarihinde Ardahan ilinin bir ilçesi olan Çıldır’da doğdu. İlkokul eğitimini Taksim’de tamamladıktan sonra İTÜ ( İstanbul Teknik Üniversitei) Devlet Konservatuarı’nı bitirdikten sonra İstanbul Belediye Konservatuarı İcra Heyetinde 4 yıl kadrolu devlet sanatçısı olarak yer aldı, aynı yıl İstanbul Radyosu’nda da sözleşmeli sanatçı olarak 4 yıl çalıştı.

Şimdiye kadar birçok albüm çıkaran Türk halk müziğinin usta ismi, 100’ü aşkın söz ve bestesi kendisine ait olan eserleri var. Müzik kariyerinin yanı sıra naif kişiliğiyle milyonlarca insanın kalbini fethetmeyi başaran Nuray Hafiftaş’ın Bilal Ercan’la beraber “Çifte Yürek” adlı halk müziği programı sunuculuğu da çalışmaları arasında bulunmaktadır.2017 yılından bu yana sağlık sorunlarıyla mücadele eden Nuray Hafiftaş’a kolon ve karaciğer kanseri teşhisi konulmuştu.

Huzeyfe Bin Yeman

553 Huzeyfe Bin YemanHuzeyfe Bin Yeman
Sevgili Peygamberimizin sırdaşı.

Huzeyfe bin Yemân hazretleri şöyle anlatıyor:

“Hendek savaşının en şiddetli safhaya ulaştığı bir sırada, bir gece yarısı -ı kirâmdan bir grup olarak Resûlullahın yanında idik. Öyle bir gecede bulunuyorduk ki, ondan daha karanlık bir gece görmemiştik. Bu şiddetli karanlıkla birlikte gök gürültüsünü andıran korkunç bir rüzgâr da esmeye başlamıştı.

Ok ve taş atma

Bu sırada müşrik ordusu, telâşa kapılıp, kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Peygamber efendimiz bize onların bu hâlini haber verdi. Resûluluh efendimiz gece bir miktar namaz kıldıktan sonra yanıma geldi. Soğuktan ve açlıktan iki dizim üzerine çöküp büzülerek oturuyordum. Bana dokunarak buyurdu ki:
– Git şu kavim ne yapıyor bir bak! Yanıma dönüp gelinceye kadar onlara, ok ve taş atma. Mızrak ve kılıç vurma. Sen benim yanıma dönüp gelinceye kadar, ne soğuktan, ne sıcaktan zarar görmeyeceksin, esir edilip, işkenceye de uğramayacaksın.

Okumaya devam et “Huzeyfe Bin Yeman”

Hifa Hatun ( radıyallahü anha )

12-11-2015-gul-1 Hifa Hatun ( radıyallahü anha )Kadın sahâbîlerden. Medine-i Münevvere’de güzelliği ve ahlâkı ile meşhûrdu. Tevekkül sahibi kazaya rızâ gösteren ve Hazreti Resûlullah’a çok bağlı olup, her sözünü dinlerdi. Âhireti çok düşünüp, hiç aklından çıkarmazdı. Hep ahirete hazırlanıp, ona yarar ameller işlemeye çalışırdı. Hifâ Hatun, bir gün Peygamber efendimizin huzûruna gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana beni Cennet’e götürecek bir iş (amel) öğret” dedi. Bu arzu ve isteği üzerine Resûlullah ( aleyhisselâm ) “Önce bir erkekle evlenmen lâzımdır. Bununla dînin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Bu emir üzerine; “Ey Allah’ın Resûlü! Küfvüm, (dengim) kim olabilir? Bana Habeşistan hükümdârı Melik Necâşî evlenme teklifinde bulundu. Fakat, ben onun bu teklifini kabûl etmeyip, geri çevirdim. Hatta yüz deve ile birçok zînetler veren de oldu. Onu da kabûl etmedim. Bu gün ise ahirette kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz.

Okumaya devam et “Hifa Hatun ( radıyallahü anha )”

Selehaddin Zerkubi Kimdir….?

semazen4 Selehaddin Zerkubi Kimdir....?Şeyh Selâhaddin Ferîdûn Zerkubî (KSA)

Konya’nın büyük velîlerinden. İsmi Selâhaddîn Feridun’dur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin önde gelen talebelerindendir. Önceleri Mevlânâ’nın hocası olan Seyyid Burhâneddîn Tirmizî’nin talebesi idi. Kuyumculuk yapardı.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, bir gün Konya’nın kuyumcular çarşısından geçerken, bir kuyumcu dükkânından gelen çekiç seslerinden çok etkilendi.Her çekicin vuruluşunda çıkan seslerin, “Allah! Allah!” dediğini müşâhede etti. Bu sesler, eşi bulunmaz bir haz ve dükkânın sâhibine karşı kalbinde büyük bir muhabbet hâsıl etti. Kapının önünden Mevlânâ hazretlerinin geçmekte olduğunu gören kuyumcu Selâhaddîn ve çırakları, onu hürmetle selâmladılar.

Mevlânâ, dükkâna merhametle teveccüh ettiğinde, dükkândaki bütün eşyâlar altın oldu. Bu durumu hayretle gören Selâhaddîn, dükkânındaki bütün malzemeyi, âletleri, çıraklarına ve fakirlere dağıtıp Mevlânâ’nın peşinden gitti. Ona talebe olmayı, dünyâ servetlerinden üstün gördü. Huzûra vardığında Mevlânâ onu talebeliğe kabûl etti.Selâhaddîn’deki istidâd ve kâbiliyeti görünce, yetişmesi için çalıştı. Selâhaddîn de hocasına kusûr etmiyerek, on sene hizmet etti. Mevlânâ, hocası Şems-i Tebrizî hazretlerine gösterdiği hürmet ve saygı kadar, bu talebesine de şefkat ve merhametle muâmelede bulundu. Onu, kendisinden sonra yerine vekîl olabilecek şekilde yetiştirdi. Mevlânâ Celâleddîn, Selâhaddîn’i o kadar çok severdi ki, onunla akrabâ olmak istemiş ve oğlu Sultan Veled’e, Selâhaddîn’in kerîmesini nikâh etmişti.

Okumaya devam et “Selehaddin Zerkubi Kimdir….?”

Fikret Hakan Kimdir….?

fikret-hakan Fikret Hakan Kimdir....?

FİKRET HAKAN KİMDİR?

23 Nisan 1934 yılında Balıkesir’de doğan Fikret Hakan, ilk olarak gazetecilikle ilgilendi. Hakan henüz lise öğrencisiyken, Abdi İpekçi ve Halid Kıvanç gibi isimlerin de bulunduğu İstanbul Ekspres gazetesinde röportajları ve öyküleri yayınlanmaya başlandı.

Asıl ismi Bumin Gaffar Çıtanak olan Hakan, 1950’de ‘Üç Güvercin’ adlı operetteki palyaço rolüyle Ses Tiyatrosu’nda sahneye ilk adımını attı. Oyunlarda rol almaya devam eden Hakan, birçok tiyatroda çalıştı ve 80’lerin sonuna kadar sahneden inmedi.

Kariyeri sorulduğunda üç önemli noktaya dikkat çekerek “Babıali, tiyatro ve beyaz perde” diyen Hakan, 1953 yılında ‘Köprüaltı Çoçukları’ ile sinemaya geçiş yaptı. Ardından ‘Beyaz Mendil’, ‘Gelinin Muradı’, ‘Üç arkadaş’, ‘Dokuz Dağın Efesi’ gibi filmlerde oynayan Hakan, 60’lara gelindiğinde ‘Yılanların Öcü’ ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. Bu filmle birlikte ‘Karanlıkta Uyuyanlar’, Hakan’ın unutulmaz filmleri arasında yer aldı.

Peşpeşe filmler çeken Hakan, 1970’lere gelindiğinde yönetmen ve yapımcı olarak da sektörde boy gösterdi. ‘Keşanlı Ali Destanı’ ile büyük ün kazanan Hakan, Holywood’dan gelen film teklifini, İngilizcesi olmadığı için değerlendiremedi.

Bir dönemin modası olduğu üzere gazinoda sahne alan, Zerrin Özer ile birlikte sunuculuk deneyimi yaşayan Hakan, Yeşilçam’ın sıkıntılı dönemlerinde Marmaris’e göçerek 1980’lere kadar burada yaşamını sürdürdü.

Daha sonra beyaz perdeye dönerek Türk sinamasının jönleri arasına adını yazdıran Hakan, aralarında Hümeyra, Semiramis Pekkan, Lale Sarı gibi isimlerin de olduğu pek çok kadınla evlilikler yaptı.

45’lik plakları olan Hakan, dolu dolu geçen sanat yaşamına birçok ödül sığdırdı. 1965’te Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Keşanlı Ali Destanı’ ile en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Hakan, 1968’de bu kez ‘Ölüm Tarlası’ ile yine aynı ödülün sahibi oldu.

Ödüller
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Yalancı) / 30. Antalya Film Şenliği 1993

En İyi Erkek Oyuncu (Demiryol) / 16. Antalya Film Şenliği 1979

En İyi Erkek Oyuncu (Hasret) / 8. Antalya Film Şenliği 1971

Yönetmen (5)

Sürgün
Sürgün
Sinema Filmi
1976
Hammal
Hammal
Sinema Filmi
1976
En Büyük Patron
En Büyük Patron
Sinema Filmi
1975
Cennetin Kapısı
Cennetin Kapısı
Sinema Filmi
1973
Sürgünden Geliyorum
Sürgünden Geliyorum
Sinema Filmi
1971

Senaryo (4)

Sürgün
Sürgün
Sinema Filmi
1976
En Büyük Patron
En Büyük Patron
Sinema Filmi
1975
Cennetin Kapısı
Cennetin Kapısı
Sinema Filmi
1973
Sürgünden Geliyorum
Sürgünden Geliyorum
Sinema Filmi
1971

Yapımcı (2)

Sürgün
Sürgün
Sinema Filmi
1976
En Büyük Patron
En Büyük Patron
Sinema Filmi
1975

Oyuncu (252)

Birleşen Gönüller
Birleşen Gönüller (Niyaz)
Sinema Filmi
2014
Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam 2. Sezon Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam
TV Dizisi
2. Sezon 2012
1. Sezon 2012
Gümüş Lale Burası Osmanlı 1711 / Sır Kanunu
Gümüş Lale Burası Osmanlı 1711… (Lala Paşpakıçızade )
TV Dizisi
2011
Ölü Yaprak Vuruşu
Ölü Yaprak Vuruşu (Gürtan)
Sinema Filmi
2009
Unutulmaz 2. Sezon Unutulmaz
TV Dizisi
2. Sezon (Feyyaz) 2010
1. Sezon (Feyyaz) 2009
Umut
Umut (İlyas Aslanoğlu)
Sinema Filmi
2009
Serçe
Serçe (Muhsin Karatlı)
TV Dizisi
2008
Para=Dolar
Para=Dolar
TV Filmi
2008
Salih Tozan Belgeseli
Salih Tozan Belgeseli (Kendisi)
Video
2007
Natuk Baytan Belgeseli
Natuk Baytan Belgeseli (Kendisi)
Sinema Filmi
2007
Kartallar Yüksek Uçar
Kartallar Yüksek Uçar (Banazlı İsmail)
TV Dizisi
2007
Kumdan Kale
Kumdan Kale (Yücel Bey)
Sinema Filmi
2006
Kaybolan Yıllar
Kaybolan Yıllar (Süleyman Çesen)
TV Dizisi
2006
Dün Gece Bir Rüya Gördüm
Dün Gece Bir Rüya Gördüm
Sinema Filmi
2006
Ayın Yıldızı
Ayın Yıldızı
TV Filmi
2006
Üç Kadın
Üç Kadın (Ziya)
TV Dizisi
2005
Akad Sineması
Akad Sineması (Kendisi)
Sinema Filmi
2005
Eğreti Gelin
Eğreti Gelin (Talat)
Sinema Filmi
2004
Şıh Senem
Şıh Senem (Çancı ustası)
TV Dizisi
2003
Yeşilçam Denizi
Yeşilçam Denizi
Tv Programı
2003
Kurşun Yarası
Kurşun Yarası (Mustafa Dede)
TV Dizisi
2003
Yeni Hayat
Yeni Hayat (Mustafa Sulhi)
TV Dizisi
2001
Benimle Evlenir Misin
Benimle Evlenir Misin (Eşref Bey)
TV Dizisi
2001
Zor Hedef
Zor Hedef (Cesur)
TV Dizisi
2000
Baykuşların Saltanatı
Baykuşların Saltanatı
TV Dizisi
2000
Baba
Baba
TV Filmi
1999
Aşkın Dağlarda Gezer
Aşkın Dağlarda Gezer (İlhan Ağa)
TV Dizisi
1999
Yaşama Hakkı
Yaşama Hakkı (Mehmet Beyazıt Öztürkıt)
Sinema Filmi
1998
Herşey Oğlum İçin
Herşey Oğlum İçin (Salih)
TV Filmi
1998
Baba Evi
Baba Evi (Recep)
TV Dizisi
1997
Ekmek
Ekmek
Sinema Filmi
1996
Anılardaki Sevgili
Anılardaki Sevgili
TV Dizisi
1996
Tutkular
Tutkular
TV Dizisi
1995
Sen De Gitme
Sen De Gitme (M. Antoine)
Sinema Filmi
1995
Gerilla
Gerilla (Cevat Fehmi)
TV Filmi
1994
Yalancı
Yalancı (Refik)
TV Filmi
1993
Son Fasıl
Son Fasıl
TV Dizisi
1993
İnsanlar Yaşadıkça
İnsanlar Yaşadıkça (Ali Nizami)
TV Dizisi
1992
Sevgi Demeti / Müdür Baba
Sevgi Demeti / Müdür Baba
TV Dizisi
1992
Polis
Polis
TV Dizisi
1992
Yalı
Yalı (Konuk Oyuncu)
Sinema Filmi
1990
Hanımın Çiftliği
Hanımın Çiftliği (Muzaffer)
TV Dizisi
1990
Eskici Ve Oğulları
Eskici Ve Oğulları (Mehmetin Babası)
Sinema Filmi
1990
İstiyorum
İstiyorum (Turgut)
Sinema Filmi
1989
Sessiz Fırtına
Sessiz Fırtına (Harun)
Sinema Filmi
1989
Kara Sevda
Kara Sevda (Tahsin)
Video
1989
Gülbeyaz
Gülbeyaz
Sinema Filmi
1989
Dehşet Gecesi
Dehşet Gecesi (Savcı Yalçın)
Sinema Filmi
1989
Hüküm
Hüküm
Sinema Filmi
1988
Bir yudum insan-Ayhan Işık
Bir yudum insan-Ayhan Işık
TV Filmi
1988
Acıların Günlüğü
Acıların Günlüğü (Fikret Usta)
Sinema Filmi
1988
Yazgı
Yazgı (Tahsin)
Sinema Filmi
1987
Severek Öldüler
Severek Öldüler
Sinema Filmi
1987
O Bir Melekti
O Bir Melekti (Orhan)
Sinema Filmi
1987
Adı Ökkeş
Adı Ökkeş (Ökkeş)
Sinema Filmi
1987
Savunma
Savunma (Başkomiser Cemal Gökay)
Sinema Filmi
1986
Gün Doğmadan
Gün Doğmadan (Emin)
Sinema Filmi
1986
Duvardaki Kan
Duvardaki Kan (Berlin Savcısı Bay Frank Gorling )
TV Dizisi
1986
Damgalı Adam
Damgalı Adam
Video
1986
Beni Bırakma
Beni Bırakma (Şahin)
Sinema Filmi
1986
Aşkın Kanunu Yoktur
Aşkın Kanunu Yoktur (Kemal)
Sinema Filmi
1986
Aslan Oğlum
Aslan Oğlum
Video
1986
Alkol
Alkol (Tarık)
Sinema Filmi
1985
Fidan
Fidan (Ramazan)
Sinema Filmi
1984
Acı Ekmek
Acı Ekmek (Ahmet)
Sinema Filmi
1984
Küçük Ağa
Küçük Ağa (Çolak Salih )
TV Dizisi
1983
Haram
Haram (Fikret)
Sinema Filmi
1983
Düşkünüm Sana
Düşkünüm Sana (Selim)
Sinema Filmi
1982
Arkadaşım
Arkadaşım (Mahmut)
Sinema Filmi
1982
Öğretmen Kemal
Öğretmen Kemal (Duran Ali)
Sinema Filmi
1981
Unutulmayanlar
Unutulmayanlar (Fikret)
Sinema Filmi
1981
Toprağın Teri
Toprağın Teri (Hasan)
Sinema Filmi
1981
Takip
Takip (Komiser Hüseyin)
Sinema Filmi
1981
Kimbilir / Kibariye
Kimbilir / Kibariye (Bahriyeli Murat)
Sinema Filmi
1981
Bir Damla Ateş
Bir Damla Ateş (Fikret)
Sinema Filmi
1981
Bir Günün Hikayesi
Bir Günün Hikayesi (Mustafa)
Sinema Filmi
1980
Beni Böyle Sev
Beni Böyle Sev (Fikret)
Sinema Filmi
1980
Demiryol
Demiryol (Hasan)
Sinema Filmi
1979
Yuvanın Bekçileri
Yuvanın Bekçileri (Enver)
Sinema Filmi
1977
Yangın
Yangın (Kenan Taner)
Sinema Filmi
1977
Sürgün
Sürgün (Yunus)
Sinema Filmi
1976
Kurban Olayım
Kurban Olayım (Karaca)
Sinema Filmi
1976
Kaplan Pençesi
Kaplan Pençesi (Kaplan)
Sinema Filmi
1976
Hora Geliyor Hora
Hora Geliyor Hora (Yüzbaşı Serdar)
Sinema Filmi
1976
Gülşah Küçük Anne
Gülşah Küçük Anne (Murat Akova)
Sinema Filmi
1976
Delicesine
Delicesine (Necmi)
Sinema Filmi
1976
Darbe
Darbe (Arap Kemal)
Sinema Filmi
1976
Bekleyiş
Bekleyiş
TV Filmi
1976
Yatak Hikayemiz
Yatak Hikayemiz (Cüneyt)
Sinema Filmi
1975
Pembe İncili Kaftan
Pembe İncili Kaftan (Muhsin Çelebi)
TV Dizisi
1975
Köprü
Köprü
Sinema Filmi
1975
En Büyük Patron
En Büyük Patron (Fişek Yunus)
Sinema Filmi
1975
Sayılı Kabadayılar
Sayılı Kabadayılar (Komiser Niyazi)
Sinema Filmi
1974
Kısmet
Kısmet (Misafir Oyuncu)
Sinema Filmi
1974
Kahramanlar
Kahramanlar (Albay Fikret)
Sinema Filmi
1974
Göç
Göç (Oruç)
Sinema Filmi
1974
Dört Hergele
Dört Hergele (Fikret)
Sinema Filmi
1974
Dayı
Dayı (Ahmet)
Sinema Filmi
1974
Pir Sultan Abdal
Pir Sultan Abdal (Pir Sultan Abdal)
Sinema Filmi
1973
Cennetin Kapısı
Cennetin Kapısı (Nevzat)
Sinema Filmi
1973
Büyük Şamata
Büyük Şamata (Misafir Oyuncu)
Sinema Filmi
1973
Büyük Soygun
Büyük Soygun (Orhan)
Sinema Filmi
1973
Ablam
Ablam (Ömer)
Sinema Filmi
1973
Ölüme Köprü
Ölüme Köprü (Murat)
Sinema Filmi
1972
Ustura Kemal / İstanbul Kabadayısı
Ustura Kemal / İstanbul Kabada… (Ustura Kemal)
Sinema Filmi
1972
Gecekondu Rüzgarı
Gecekondu Rüzgarı (Naci)
Sinema Filmi
1972
Elif İle Seydo
Elif İle Seydo (Seyithanoğlu Seydo)
Sinema Filmi
1972
Cevriye’nin Kızları
Cevriye’nin Kızları (Reşat)
Sinema Filmi
1972
Cemo
Cemo (Memo)
Sinema Filmi
1972
Alçaklar Cehenneme Gider
Alçaklar Cehenneme Gider (Murat)
Sinema Filmi
1972
Şehzade Sinbad Kaf Dağında
Şehzade Sinbad Kaf Dağında (Sinbad)
Sinema Filmi
1971
Üvey Ana
Üvey Ana (Dr. Ergun Sayar)
Sinema Filmi
1971
Ölümsüzler
Ölümsüzler (Emiliyano)
Sinema Filmi
1971
Ölmeyen Adam
Ölmeyen Adam
Sinema Filmi
1971
Öldüren Şehir
Öldüren Şehir (Kemal)
Sinema Filmi
1971
Yalnız Değiliz
Yalnız Değiliz (Murat)
Sinema Filmi
1971
Vurguncular
Vurguncular (Kont-Kemal)
Sinema Filmi
1971
Trittico
Trittico (Ömer)
Sinema Filmi
1971
Sürgünden Geliyorum
Sürgünden Geliyorum (Murat)
Sinema Filmi
1971
Newyorklu Kız
Newyorklu Kız (Fikret)
Sinema Filmi
1971
Kanım Vatan İçin
Kanım Vatan İçin (Binbaşı Doğan)
Sinema Filmi
1971
Hasret (2)
Hasret (2)
Kısa Film
1971
Hasret
Hasret (Polat)
Sinema Filmi
1971
Gülüm, Dalım, Çiçeğim
Gülüm, Dalım, Çiçeğim (Orhan)
Sinema Filmi
1971
Genç Kızlar Pansiyonu
Genç Kızlar Pansiyonu (Fikret Sağlam)
Sinema Filmi
1971
Fedailer Mangası
Fedailer Mangası (İrfan)
Sinema Filmi
1971
Bir Kadın Tuzağı
Bir Kadın Tuzağı (Fikret)
Sinema Filmi
1971
Battal Gazi Destanı
Battal Gazi Destanı (Ahmet Turani(Hammer))
Sinema Filmi
1971
Ay Bu Gece Doğacak
Ay Bu Gece Doğacak
Sinema Filmi
1971
Afacan Küçük Serseri
Afacan Küçük Serseri (Fikret)
Sinema Filmi
1971
Zalim
Zalim (Cafer/Ali)
Sinema Filmi
1970
Yemen’de Bir Avuç Türk
Yemen’de Bir Avuç Türk (Yüzbaşı Murat)
Sinema Filmi
1970
Paralı Askerler
Paralı Askerler (Albay Ahmet Elçi)
Sinema Filmi
1970
Kendim Ettim Kendim Buldum
Kendim Ettim Kendim Buldum (Fikret)
Sinema Filmi
1970
Aşk Arzu Silah
Aşk Arzu Silah
Sinema Filmi
1970
Ayşecik Sana Tapıyorum/Solan Gül
Ayşecik Sana Tapıyorum/Solan G… (Turgut Giray)
Sinema Filmi
1970
Target: Harry
Target: Harry
Sinema Filmi
1969
Mısır’dan Gelen Gelin
Mısır’dan Gelen Gelin
Sinema Filmi
1969
Günahlarını Kanları İle Ödediler
Günahlarını Kanları İle Ödedil…
Sinema Filmi
1969
Devlerin Aşkı
Devlerin Aşkı
Sinema Filmi
1969
Şeytan Kafesi
Şeytan Kafesi
Sinema Filmi
1968
Şeyh Ahmet
Şeyh Ahmet (Şeyh Ahmet)
Sinema Filmi
1968
İngiliz Kemalin Oğlu
İngiliz Kemalin Oğlu (Yüzbaşı Ayyıldız)
Sinema Filmi
1968
Kara Öfke
Kara Öfke (Ali Ekber)
Sinema Filmi
1968
Kara Battal’ın Acısı
Kara Battal’ın Acısı (Kara Battal)
Sinema Filmi
1968
Kafkas Kartalı
Kafkas Kartalı (Kafkas Kartalı)
Sinema Filmi
1968
Avanta Kemal Torpido Yılmaz’a Karşı
Avanta Kemal Torpido Yılmaz’a … (Avanta Kemal)
Sinema Filmi
1968
Şoför Parçası
Şoför Parçası
Sinema Filmi
1967
İçli Kız Funda
İçli Kız Funda
Sinema Filmi
1967
Çıldırtan Arzu – Adem ile Havva
Çıldırtan Arzu – Adem ile Havv… (Adem Kaptan)
Sinema Filmi
1967
Yolsuz Mehmet
Yolsuz Mehmet
Sinema Filmi
1967
Söyleyin Genç Kızlara
Söyleyin Genç Kızlara (Konuk Oyuncu)
Sinema Filmi
1967
Silahları Ellerinde Öldüler
Silahları Ellerinde Öldüler (Fikret)
Sinema Filmi
1967
Kanlı Takip
Kanlı Takip (Murat)
Sinema Filmi
1967
Kanlı Hayat
Kanlı Hayat
Sinema Filmi
1967
Kadınlar Severse
Kadınlar Severse
Sinema Filmi
1967
Eceline Susayanlar
Eceline Susayanlar (Murat Kullukçu)
Sinema Filmi
1967
Devlerin İntikamı
Devlerin İntikamı
Sinema Filmi
1967
Bozkurtların İntikamı
Bozkurtların İntikamı (Yiğitoğlan)
Sinema Filmi
1967
Bozkurtlar Geliyor
Bozkurtlar Geliyor (Yiğitoğlan)
Sinema Filmi
1967
Ölüm Yaklaşıyor
Ölüm Yaklaşıyor
Sinema Filmi
1966
Ölüm Tarlası
Ölüm Tarlası (Şahan)
Sinema Filmi
1966
Toprağın Kanı
Toprağın Kanı (Hüseyin)
Sinema Filmi
1966
Nuh’un Gemisi
Nuh’un Gemisi
Sinema Filmi
1966
Korkusuz Adam
Korkusuz Adam (Kaplan)
Sinema Filmi
1966
Hızır Efe
Hızır Efe (Hızır Efe)
Sinema Filmi
1966
Her Şafakta Ölürüm
Her Şafakta Ölürüm
Sinema Filmi
1966
Erkek Ve Dişi
Erkek Ve Dişi (Burhan Özdemir)
Sinema Filmi
1966
Dövüşmek Şart Oldu
Dövüşmek Şart Oldu
Sinema Filmi
1966
Can Düşmanı
Can Düşmanı (Murat)
Sinema Filmi
1966
Büyük İntikam
Büyük İntikam
Sinema Filmi
1966
Babam Katil Değildi
Babam Katil Değildi (Fikret)
Sinema Filmi
1966
Uzakta Kal Sevgilim
Uzakta Kal Sevgilim (Fikret)
Sinema Filmi
1965
Siyah Gözler
Siyah Gözler (Fikret Sarıoğlu)
Sinema Filmi
1965
Pişkin Delikanlı
Pişkin Delikanlı
Sinema Filmi
1965
Onyedinci Yolcu
Onyedinci Yolcu
Sinema Filmi
1965
Murat’ın Türküsü
Murat’ın Türküsü (Murat)
Sinema Filmi
1965
Korkusuzlar
Korkusuzlar (Fikret)
Sinema Filmi
1965
Kahreden Darbe
Kahreden Darbe
Sinema Filmi
1965
Dünkü Çocuk
Dünkü Çocuk
Sinema Filmi
1965
Cumartesi Senin Pazar Benim
Cumartesi Senin Pazar Benim
Sinema Filmi
1965
Buzlar Çözülmeden
Buzlar Çözülmeden (Kaymakam)
Sinema Filmi
1965
Bitmeyen Yol
Bitmeyen Yol (Ahmet)
Sinema Filmi
1965
Başlık
Başlık (Durmuş Ali)
Sinema Filmi
1965
Şafak Yıldızı
Şafak Yıldızı
Sinema Filmi
1964
İsimsiz Kahramanlar
İsimsiz Kahramanlar (Ali Naci)
Sinema Filmi
1964
Çapkınım Hovardayım
Çapkınım Hovardayım
Sinema Filmi
1964
Çapkın Efe
Çapkın Efe
Sinema Filmi
1964
Keşanlı Ali Destanı
Keşanlı Ali Destanı (Keşanlı Ali)
Sinema Filmi
1964
Karanlıkta Uyananlar
Karanlıkta Uyananlar (Turgut)
Sinema Filmi
1964
Esmerin Tadı Sarışının Adı
Esmerin Tadı Sarışının Adı
Sinema Filmi
1964
Bücür
Bücür
Sinema Filmi
1964
Avanta Kemal
Avanta Kemal
Sinema Filmi
1964
Atçalı Kel Mehmet
Atçalı Kel Mehmet (Atçalı Kel Mehmet)
Sinema Filmi
1964
Affetmeyen Kadın
Affetmeyen Kadın (Fikret Gür)
Sinema Filmi
1964
Öldür Beni
Öldür Beni
Sinema Filmi
1963
Zoraki Milyoner
Zoraki Milyoner (Konuk Oyuncu)
Sinema Filmi
1963
Zehir Hafiye
Zehir Hafiye (Metin)
Sinema Filmi
1963
Süleymaniyeli Ali
Süleymaniyeli Ali (Ali)
Sinema Filmi
1963
Kibarlar
Kibarlar (Alekos)
Sinema Filmi
1963
Katır Tırnağı
Katır Tırnağı
Sinema Filmi
1963
Kardeş Gibiydiler
Kardeş Gibiydiler
Sinema Filmi
1963
Hiç Mi Beni Sevmedin
Hiç Mi Beni Sevmedin
Sinema Filmi
1963
Dağlar Kralı
Dağlar Kralı ( Ali (Köroğlu) )
Sinema Filmi
1963
Bana Annemi Anlat
Bana Annemi Anlat
Sinema Filmi
1963
Badem Şekeri
Badem Şekeri ((Yiğit)Osman Pirinçeken)
Sinema Filmi
1963
Aşka Vakit Yok
Aşka Vakit Yok (Fikret)
Sinema Filmi
1963
Ölüme Yalnız Gidilir
Ölüme Yalnız Gidilir (Kudret)
Sinema Filmi
1962
Zorla Evlendik
Zorla Evlendik (Fikret)
Sinema Filmi
1962
Yılanların Öcü
Yılanların Öcü (Kara Bayram)
Sinema Filmi
1962
Yumurcak Faka Basmaz
Yumurcak Faka Basmaz (Tepkili)
Sinema Filmi
1962
Sokak Kızı
Sokak Kızı (Nihat)
Sinema Filmi
1962
Merhaba Aşkım
Merhaba Aşkım
Sinema Filmi
1962
Kısmetin En Güzeli
Kısmetin En Güzeli (Fikret)
Sinema Filmi
1962
Battı Balık
Battı Balık
Sinema Filmi
1962
Aşk Yarışı
Aşk Yarışı (Fikret)
Sinema Filmi
1962
Aşk Orada Başladı
Aşk Orada Başladı (Orhan)
Sinema Filmi
1962
Şeytanın Kılıcı
Şeytanın Kılıcı (Selim)
Sinema Filmi
1961
İstanbul’da Aşk Başkadır
İstanbul’da Aşk Başkadır
Sinema Filmi
1961
Silahlar Konuşuyor
Silahlar Konuşuyor (Hasan)
Sinema Filmi
1961
Hatırla Sevgilim
Hatırla Sevgilim (Fikret)
Sinema Filmi
1961
Cehennemde Buluşalım
Cehennemde Buluşalım (Balıkçı Enis)
Sinema Filmi
1961
Dostluklar Yaşadıkça
Dostluklar Yaşadıkça
Sinema Filmi
1960
Zümrüt
Zümrüt (Dr. Selim)
Sinema Filmi
1959
Üç Arkadaş
Üç Arkadaş (Murat)
Sinema Filmi
1958
Son Saadet
Son Saadet
Sinema Filmi
1958
Dokuz Dağın Efesi
Dokuz Dağın Efesi (Çakıcı Mehmet)
Sinema Filmi
1958
Dertli Irmak
Dertli Irmak
Sinema Filmi
1958
Allah Korkusu
Allah Korkusu
Sinema Filmi
1958
Allah Korkusu
Allah Korkusu
Sinema Filmi
1958
Lejyon Dönüşü
Lejyon Dönüşü (Dr. Tarık)
Sinema Filmi
1957
Kör Kuyu
Kör Kuyu
Sinema Filmi
1957
Kamelyalı Kadın
Kamelyalı Kadın
Sinema Filmi
1957
Kahpe Kurşun
Kahpe Kurşun (Osman)
Sinema Filmi
1957
Gelinin Muradı
Gelinin Muradı (Dr.Murat)
Sinema Filmi
1957
Ak Altın
Ak Altın (Mehmet)
Sinema Filmi
1957
Ölüm Deresi
Ölüm Deresi
Sinema Filmi
1956
Papatya
Papatya
Sinema Filmi
1956
Kara Bela
Kara Bela
Sinema Filmi
1956
Karacaoğlan
Karacaoğlan
Sinema Filmi
1955
Evlat Katili
Evlat Katili
Sinema Filmi
1955
Beyaz Mendil
Beyaz Mendil (Hasan)
Sinema Filmi
1955
Battal Gazi Geliyor
Battal Gazi Geliyor (Cafer (Battal Gazi))
Sinema Filmi
1955
Yollarımız Ayrılıyor
Yollarımız Ayrılıyor
Sinema Filmi
1954
Evlat Acısı
Evlat Acısı
Sinema Filmi
1954
Beyaz Cehennem / Cingöz Recai
Beyaz Cehennem / Cingöz Recai (Tatar Şevki)
Sinema Filmi
1954
Sarı Zeybek
Sarı Zeybek
Sinema Filmi
1953
Köprüaltı Çocukları
Köprüaltı Çocukları
Sinema Filmi
1953
Hoşgör, Boşver, Aldırma / Memo Festivalde
Hoşgör, Boşver, Aldırma / Memo…
Sinema Filmi
1953
Evli Mi Bekar Mı
Evli Mi Bekar Mı
Kısa Film

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Kimdir…?

dostoyevski-insanciklar-1 Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Kimdir...?Hayatı

30 Ekim 1821’de Moskova’da dünyaya gelen Dostoyevski (Фёдор Миха́йлович Достое́вский), çocukluğunu babasının görevli olduğu Marya hastanesinin lojmanında, aksi, otoriter ve disiplinli bir baba ile hasta bir annenin vesayeti altında geçirdi.[1] Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi’nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova’nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski’nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı.[2]

İlk eğitimini annesi Mari Fedederovna’dan alan Dostoyevski’nin ilk okuduğu metinler; Eski ve Yeni Ahit’in öyküsüdür. Daha sonra Karamzin’in “Rusya Tarihi”ni, Derjavin’in kasidelerini, Jukovski’nin şiirlerini, Puskin’i, Walter Scott’u, Dickens’ı, George Sand’ı ve Hugo’yu okudu. Önce annesini, daha sonra da babasını kaybeden Dostoyevski, Petersburg’taki Mühendisler Okuluna girdi.[1] Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için “Ateş Fedya” lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg’ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi.[2] Bir sınıf arkadaşı, onun için

«Sürekli kendisini ayrı tutardı, hiçbir zaman arkadaşlarının eğlencelerine katılmazdı, ve genellikle bir köşede elinde bir kitapla otururdu.»

diye anlatıyordu. Yurtluğunda düzensiz bir yaşama çekilmiş olan ve oğluna düzenli bir gelir sağlamayı reddeden babasının tutumu, Dostoyevski’nin bu hastalıklı içekapanıklığını daha da ağırlaştırdı. Bir keresinde, Dostoyevski, babasına ilgisizliği yüzünden hakaret dolu bir mektup gönderdi; ama baba Dostoyevski yanıt vermeye fırsat bulamadan babası öldü. Ailesi içerisinde söylendiğine göre, daha sona ona bütün yaşamı boyunca acı çektiren sara nöbetlerinin ilkini bu dönemde geçirmişti. [3] Dostoyevski, babasının ölüm haberini burada aldı

Mikhail’in ölümünün sebebi tam olarak bilinmiyor. İddialardan biri, eşinin ölümünden sonra toprağına çekilen Mikhail’in buradaki köylülere çok kötü davrandığı ve onun kötülüklerine katlanamayan köy halkının en sonunda onu öldürdüğüdür. Bir başka iddia da Mikhail’in tamamen doğal sebeplerden öldüğüdür. Dostoyevski, onun ölümünü istediği düşüncesi yüzünden depresyona girdi. Sara nöbetlerinin ilkini hayatının bu evresinde geçirmeye başladı.[2]

Dostoyevski, okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü’ne girdi.[4] Kendisi için hiç bir anlamı olmayan bir hayata dalmıştı. Bohem çevrelere dadandı, maaşına ve topraktaki payından aldığı yıllık 5.000 rublelik gelire karşılık devamlı sıkıntı içindeydi. Bilardoya merak salmıştı ve hep kaybediyordu. Hayatı boyunca serseri yaşamı nedeniyle, son yıllarında kitaplarından sağladığı gelirin dışında hep yoksulluk içinde kıvrandı. Bu garip kontrol dışı davranışlarına karşılık, hayatını baştan başa değiştirecek olay yaklaşıyordu. Edebiyatla ilgilenmeye başlamıştı ve işe Balzac’ın “Eugenie Grandet”sini Rusçaya çevirmekle başladı. Ordudaki hayattan da iyice sıkılmıştı. Ağabeyine 1843 yılında yazdığı mektupta, “Askerlikten patatesten nefret ettiğim kadar nefret ediyorum.” diye yazmıştı.[5]

1844’de cebinde üzerine “sivil giysi alacak parası” bile olmayan Dostoyevski, kendini yazın sanatına adamak için görevinden ayrıldı.[3] Kararını kardeşine mektupla haber verirken şöyle diyordu: “Hiç pişman değilim. Bir ümidim var. Romanımı bitirmek üzereyim. Orjinal bir eser olacak.” [5]

Dostoyevski, romanını Oteşestvenya Zapiski adlı ünlü bir edebiyat dergisinde yayınlatmayı ummuştu; fakat aradan bir yıl geçtiği halde dergi, romanında önemli değişiklikler yapmadıkça, eserini yayınlamayı reddetmeye devam ediyordu. O da istenen değişiklikleri yapmak yerine, eserini kendi hesabına bastırmayı kararlaştırdı ve kazanacağı parayla borçlarını kapatabileceği umuduyla 1846’da “İnsancıklar”ı yayınladı. Kitabı okuduktan sonra zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden biri, ona şu mektubu gönderdi:

«Siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. Sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst olun. Böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.»

Eserini öven yalnızca bu eleştirmen değildi. Dostoyevski bir gün içinde ününün doruğuna ulaştığını gördü. Ağabeyine, “Her şey, adeta bir mucize gibi oldu.” diyordu. Fakat üne kavuştuktan sonra iyice küstahlaşarak kendisine hayran olan insanlara sert şekilde davranan Dostoyevski’nin bu tutumu, taşradan geldiği için alaya alınmasına ve küçük düşmesine neden oldu. “İnsancıklar”ın hızlı gelen başarısından sonra durgun ve başarısız bir dönem geçirdi. Saldırgan hareketleri yüzünden yapayalnız kalan yazarın borçları başına dert oldu. Bu yüzdende yazmaya yeterli zamanı ayıramaz olmuştu. İlk başarısını tekrar yakalayamayacakmış gibi görünüyordu. Edebiyat dünyasının kendisine karşı alaycı tutumu ise artarak devam etmekteydi.[5]

“İnsancıklar”ın ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski’nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı.[4]

1846’da Petraçevski ile tanışması, hayatındaki önemli bir dönüm noktasıydı.[1] 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. 8 ay hapsanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, altı yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya’da bulunan Omsk Cezaevi’ne gönderildi.[4]

Suç ve ceza kavramları ile en yoğun şekilde burada tanıştı.Kürek mahkumu olduğu süre içinde, kolları damgalandı, kafası tıraş edildi ve taş kırdı. Sara nöbetleri yüzünden birçok kere hastaneye kaldırıldı.[2] Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi.[4] Cezaevindeyken kardeşi Mişel’den “Kitâb-ı Mukaddes” isteyen yazar, Sibirya’daki sürgün günlerinde de devamlı İncil okuyacaktır.[1]

Dostoyevski, Sibirya’da kürek mahkûmu olarak kaldığı ilk 4 yıl içinde daha sonra romanlarında çok canlı olarak göreceğimiz Rus halkını tanımıştır. 1854’te ilk karısı Mari Dimitriyevna İssayev’le tanışacağı Semipalatinsk’e askerlik göreviyle gönderilir. 4 yıl da burada kalan Dostoyevski, genç savcı Baron Vrangel’in buraya gelmesiyle birlikte rahat bir yaşama kavuşur. Onun vasıtasıyla İssayev ailesiyle tanışan yazar, ailenin tek çocuğu Pol’a özel dersler verirken Bayan İssayev’e âşık olur. Kocasının ölümünden sonra Dostoyevski ile evlenen Bayan İssayev, daha sonra genç öğretmen Vergunav’a âşık olur. 2 erkeği de idare eden Bayan İssayev, romantik bir coşkulanma anında evlendiği Dostoyevski’yi çirkin, yoksul ve hasta bir adam olması yüzünden hiç sevememiştir. 1856’da II. Aleksander’ın başa geçmesiyle birlikte Dostoyevski, krala şiirler yazar, affını ister ve 1859’da Petersburg’a dönmesine izin verilir.

St. Petersburg’ta kardeşi Mişel’le birlikte “Vakit” gazetesini çıkarır. Gazetenin ilk sayısında liberalizmin savunmasını yapan Dostoyevski, ne Batıcı ne de Slavcı olduğunu söyler. Her iki tarafın da saldırılarına uğrayan yazar, bu sırada hem onların bu saldırılarına cevap vermekte, hem “Ezilmişler ve Aşağılanmışlar” romanını yazmakta, hem de gazetenin diğer bütün işlerini yapmaktadır. 1861’deki üniversite olayları, Dostoyevski’nin sara nöbetleri ve yoğun çalışma hayatı, Dostoyevski’nin ilk Avrupa seyahatine çıkmasına sebep olur. Paris’e ve Cenevre’ye giden Dostoyevski, Londra’da Sosyalist Herzen’le, Floransa’da ise yakın dostu Strakhov ile buluşur. Avrupa’yı sevmeyen yazar, St. Petersburg’a döndükten sonra “Yaz İzlenimleri Üzerine Kıs Notları” adıyla “Vakit” gazetesine yolculuk anılarını yazar.

Yoksul öğrenciler yararına düzenlenen hayır gecelerine katılan ve konuşmalar yapan Dostoyevski, Polin Suslova ile ilk defa böyle bir toplantıda tanışır. “Vakit”in yasaklanmasıyla birlikte Dostoyevski, ikinci defa Avrupa’ya gitmek isteyince Polin de onunla gelmek ister. Polin’le birlikte Avrupa’nın birçok şehrini gezen Dostoyevski, veremli karısı Mari Dimitriyevna’nın durumunun ağırlaşması üzerine tekrar Rusya’ya döner. Karısının ölümünden kısa bir zaman sonra kardeşi Mişel’i de kaybeder. Hayatının en sıkıntılı günlerinde “Suç ve Ceza”yı yazar. 1867’de “Kumarbaz”ı stenograf Anna Grigoryevna Snitkin’in yardımıyla tamamlar ve daha sonra da bu kadınla evlenir. Anna ile bir müddet Avrupa’da yaşayan Dostoyevski, kumarda çok büyük paralar kaybeder. Rusya’daki dostlarından borç para ister. Kitaplarının yayımcısıyla anlaşma yapar, alacağı parayı romanları tefrika edilmeden alır ve hepsini kumarda bitirir. 3 çocuğu olur fakat ilk oğlunun ölümü, yazarı çok derinden sarsar. 1880’de “Karamazov Kardeşler”in yayımlanmasıyla birlikte Dostoyevski, Rusya’da herkesin saygı duyduğu bir yazar haline gelir. Çeşitli toplantılara, açık oturumlara ve üniversitelerdeki konuşmalara katılır. 1880 Mayısında yapılan “Puşkin”e Saygı Şenlikleri’ndeRus gençlerinin Dostoyevski’ye gösterdiği saygı, kimsenin gözünden kaçmaz ve yazarın itibarı iade edilir. Ocak 1881’de Petersburg’ta ölen Dostoyevski’nin cenazesini 30.000 kişi izler. 72 temsilci çelenk koyar ve 15 dini orkestra ilahiler okur.[1]

Sanatı ve Edebi Kişiliği

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, yalnız Rus edebiyatının değil; tüm dünya edebiyatının en çok okunan, üzerinde en çok tartışılan yazarları arasındadır.[6] 1846’da yazdığı ve ilk romanı olan “İnsancıklar”, ilk Rus toplumsal romanı sayılır. Romanın ana teması, diğer Dostoyevski romanlarında olduğu gibi “acıma”dır. Eserin ortaya çıkışı, ilginçtir:Yazar eseri bitirir bitirmez bir arkadaşına (Grigoroviç) okutur, o da eserden o kadar etkilenir ki romanı hemen gecenin bir yarısı döneminin önemli şairlerinden Nekrasov’a götütür. Romanı “başyapıt” olarak tanımlayan Nekrasov, ertesi gün romanın el yazmalarını yakın arkadaşı ve döneminin saygın eleştirmenlerinden Bellinsky’e götürür. Bellinsky de romanı kısa sürede okur ve roman hakkında şunları yazar:

«İki gündür kendimi bu kitaptan uzaklaştıramıyorum. Yeni bir yazar, yeni bir yeteneğin kalemi bu; onu tanımıyorum, kimdir, neye benzer bilmiyorum; ama bu roman, Rusya’da hayatın sınırlarını öyle kahramanlara veriyor ki bize, bundan önce hiçbir yazar, bu kadarını düşlerinde bile göremezdi…Rusya, yeni bir Gogol kazandı.»

Olaylar, o kadar hızlı gelişir ki; Dostoyevski bile buna şaşırır. Roman, Dostoyevski’nin büyük umutlarıyla yayımlanır ve Dostoyevski, bir anda tanınan bir yazar durumuna gelir. Böylece daha ilk eserinde başarıyı yakalar.[7]

Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı “Öteki” (Dvoynik) yayımlandı.Yazar, bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikâyesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti.

Dostoyevski, beğeniyle karşılanan ilk romanı “İnsancıklar”dan sonra yazdığı “Öteki” ve “Ev Sahibesi” ile olumsuz yorumlar aldı ve depresyona girdi. Ancak yazar, kendisini ruhsal çöküntüye götüren düşüncelerden uzaklaşmayı bildi. Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır. Kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma hali içerisinde bulunan bir memuru anlattığı “Öteki” adlı yapıtında daha sonra da işleyeceği bir tema olan çift kişilik temasını işlemişti.[2]

Bellinsky, Dostoyevski’yi “olağanüstü özgün bir yetenek” olarak nitelendiren ilk eleştirmendir. Bellinsky, “en basit kişide bile ne denli güzellik, mertlik, kutsallık olduğunu gösteren, çatı ve bodrum katlarında oturanları seven” yazarı över.[8] Bir Yazarın Günlüğü’ ünde Dostoyevski, Bellinsky’nin İnsancıklar’ı “sosyal bir tragedi” olarak kabul ettiğini yazmıştır. Eserde trajedinin önemine dikkati çeken eleştirmen, genç yazarın insana yaklaşımını, okurlarını aynı anda güldürüp derinden sarsabilen yeteneğini takdir eder. Ama Bellinsky, bununla birlikte bu yeni yeteneği, dil ve üslup engellerini aşamamış genç bir yazarın tecrübesizliği sonucu ortaya çıkan “lâf kalabalığı”yla da suçlamaktadır.[9]

1847 yılında ise “Ev Sahibesi” isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde “Beyaz Geceler” ve “Bir Yufka Yürekli” adlı kitapları yayımlattı.[2]

Dostoyevski’nin yapıtlarından biri olan “Beyaz Geceler”, birbirini seven iki gencin romantik duygularını dile getirir. “Yeraltından Notlar” ise, insanı dış gerçekliğin, toplumsal ilişkilerin ötesinde, kişisel-ruhsal değişimi ve çelişkileriyle de ele alır. Bu bakımdan “Yeraltından Notlar”, Dostoyevski’nin yazarlık yöntemini kavramada bir anahtar, bütün yapıtlarının bir kilit taşı olma özelliğini taşır.[6]

Dostoyevski ile ilgili bazı biyografilerde alkolik ve kumarbaz bir adam olduğu ve yazar olarak insanların kendi kişiliğinden daha anti-sosyal olan taraflarını yapıtlarında dile getirdiği vurgulanmaktadır. Diğer biyografik yazılar ise Dostoyevski’nin Ortodoks dinine sadık dindar bir kişilik olduğu konusunda ısrarlıdır. Her iki biyografik bilgiye bakıldığında, Dostoyevski hakkında hiç de iç açıcı bir tablo çizilmediği görülmektedir. Dostoyevski’nin biyografik bilgilerde anti-sosyal, alaycı, bedbaht bir kişilik olarak tanımlanmasında dindar bir kişi olan askerî doktor olan babasının kendi serfleri tarafından öldürülüşü, hapse atılması, karısının ve ağabeyinin ölümü ve yaşamı boyunca onu hiç terk etmeyen geçim sıkıntısının ve sara hastalığının etkili olduğunu söylemek mümkündür.[10]

Gerçek yaşamında da koyu bir kumarbaz olan Dostoyevski, “Kumarbaz” adlı romanının kahramanı olan Aleksey İvanoviç’in şahsında kendini anlattığı muhakkaktır.[11]

“Bir Yufka Yürekli”, yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski’nin umudunu kırdı. Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi.[2]

Dostoyevski, yaşadığı dönemde, Tolstoy ve Turgenyev gibi çağdaşı sayılan öteki büyük romancılardan farklı olarak, Batılı okurlarca henüz keşfedilmemiş –aslında çevrilmeye değecek kadar önemsenmemiş– bir yazardı. O yıllarda Rus romanı üzerine yazan bir Fransız eleştirmen, “Suç ve Ceza”yı övmekle birlikte, Dostoyevski’yi daha sonra bu çapta bir yapıt veremeyen büyük ve özgün bir yetenek olarak tanıtıyordu okurlarına. Buna göre “Ecinniler/Cinler”, karışık, kötü kurulmuş, çoğu zaman gülünç ve anlaşılmaz kuramlarla dolu bir kitap, “Bir Yazarın Günlüğü”, gerek çözümlemeye, gerekse tartışmaya gelmeyen karanlık ilahiler, “Karamazov Kardeşler” ise, pek az Rus’un sonuna dek okuyabilme yürekliliğini gösterdiği bitmek bilmez bir öyküydü.[12][13]

Dostoyevski’ye yönelen eleştiriler, yapıtlarının alışıldık biçimden yoksun olduğu, aynı romanda birkaç baş kişinin birden yer aldığı, olayların çapraşıklığı ve bir türlü sonuçlanamayışı üzerineydi. Oysa sayılan kusurlarının tümü birer meziyet olarak kabul görüyor bugün. Nietzsche, Kafka, Wittgenstein, Bahtin, Faulkner, Hemingway, Sartre, Camus, Marquez gibi pek çok yazar ve düşünürü derinden etkilemiş olduğu, bizzat onların kendi ifadeleriyle de teslim edilmekte. Modern edebiyatın tamamının Dostoyevski’nin ayak izlerini takip ettiği yolunda, oldukça eski ve erken bir saptama yapan Rus eleştirmenin öngörüsü fazlasıyla doğrulanmış görünüyor: [13]

«Dostoyevski çağdaş bir yazar olarak kalır. Zamanımız hiçbir biçimde, onun yapıtlarında ele aldığı meseleleri eskitemedi. Bizim için Dostoyevski üzerine konuşmak, hâlâ çağdaş yaşamımızın en acı veren ve en köklü problemleri üzerine konuşmayı ifade etmektedir.» [14]

Ellili yaşlarında içine bazen bir karamsarlık ve ağırlık çöken Dostoyevski, bu durumu ikinci eşi Anna Grigoriyevna Snitkina’ya “Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim” diye açıklamıştı. “Ecinniler/Cinler”de Stavrogin’i bir çocuğa tecavüz ettirmiş olması yüzünden de kendini hep suçlamıştı.

Dostoyevski, kendi çocukluğunda, annesine acı çektirmesinden, sürekli sarhoş olmasından ve hizmetkârlara kötü davranmasından dolayı babasından nefret ediyordu. Eserlerinde kullandığı, kaderine boyun eğen ve uysal kadın örneğini kendi evinde; annesinde gördü. Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü. Çok duyarlı biri olan Dostoyevski, bu yüzden babasına kin besliyordu. Babasının ölümünü haber aldığında, “Babamın ölümünde benim hiçbir suçum yok, ama bu öldürmenin kefaretini ödemeye hazırım, çünkü içimden onu öldürmek geçiyordu” diyerek “Karamazov Kardeşler” adlı romanında yer alan Dimitri Karamazov’un tepkisinin benzerini gösterdi. Dostoyevski, babasının ölümünü istediğini düşünerek depresyona girdi. Bazı yazarlara göre de ilk sara nöbetlerine de bu düşünce sebep oldu. Sigmund Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk düşüncesine dayanarak Dostoyevski’nin hastalığının sinirsel kökenli olduğunun ortaya çıkardı.

Andre Gide, “Ezilenler” adlı romanın, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllüğünse kutsallaştırdığı fikriyle dolu olduğunu söylemişti. George Steiner ise Charles Dickensvari bir havanın olduğunu söylediği “Ezilenler”de bulunan temanın “Ebedî Koca”da, “Cinler/Ecinniler”de ve “Karamozov Kardeşler”de da yer aldığını söyledi. Nicholas Berdyaev, Dostoyevski’nin bütün yaratıcı gücünü insana ve insanın kaderi temasına adadığını, bunun da onu ölümsüz kılmaya yettiğini belirtti.

“Suç ve Ceza adlı” eserini 1858 yılında oluşturmaya başladı. Bu eserinde ahlak kavramını ve siyaseti harmanladı. Dostoyevski, bu romanda sadece Rus halkını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir kısır döngüden kurtulmanın gerçekleşebileceğini vurguladı. Yazar, John Stuart Mill’in ekonomik refah için biresel bencilleşmeyi öneren kuramını Semyon Zaharoviç Marmeladov’un ağzından eleştirdi.

Dostoyevski, düşünce ve sanat deneyimini sürekli olarak arttırdı. Tanrı’dan, ateizmden, kötülükten, özgürlükten söz eden roman karakterleri, gerçekte aynı bilincin farklı anları gibidir. Bu karakterler aracılığıyla Dostoyevski, cinleri ruhundan uzaklaştırır. Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı coşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.[2]

Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski’nin eserleri, birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkilemiştir.[4]
Eserleri

(1846) İnsancıklar
(1846) Öteki
(1847) Dokuz Mektupları Romanı
(1847) Mr. Prokharchin
(1847) Ev Sahibesi
(1848) Polzunkov
(1848) Bir Yufka Yürekli
(1848) Kıskanç Koca
(1848) Namuslu Bir Hırsız
(1848) Bir Noel Ağacı ve Düğün
(1848) Beyaz Geceler
(1849) Netochka Nezvanova
(1857) Küçük Kahraman
(1859) Amcanın Rüyası
(1859) Stepanchikovo Köyü
(1861) Ezilmiş ve Aşağılanmışlar
(1862) Tatsız Bir Olay
(1862) Ölüler Evinden Anılar
(1863) Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
(1864) Yeraltından Notlar
(1865) Timsah
(1866) Suç ve Ceza
(1867) Kumarbaz
(1869) Budala
(1870) Ebedi Koca
(1872) Cinler/Ecinniler
(1873) Bobok
(1873–1881) Bir Yazarın Günlüğü
(1875) Delikanlı
(1876) Uysal Bir Ruh
(1876) Köylü Marey
(1876) Mesih’in Noel Ağacı Boy de
(1877) Bir Adamın Düşü
(1881) Karamazov Kardeşler [2]

Dostoyevski ve Panslavizm

Rus tarihi açısından 19. yüzyıl; kültür, sanat ve edebiyat hareketlerinin gelişmesine paralel olarak modernleşme ve batılılaşma idealinin yerini Panslavizm’e bıraktığı bir yüzyıldır. Yayımcı Katkov, şâir Aleksey Khamyakov, Danilevski ve Dostoyevski gibi pek çok Rus aydını ve yazarı, Panslavizm’in tesiriyle Türk düşmanlığı yaparken; sadece Tolstoy, Turganyev ve Granovskiy, kendilerini bu cereyana kaptırmazlar. Dostoyevski’yi çağdaşları Turganyev ve Tolstoy’dan ayıran en önemli özellik, Slav milliyetçiliği ve Hıristiyanlık sevgisidir. Pek çok batılı araştırmacı tarafından Dostoyevski, Slav ruhunu en iyi betimleyen yazar olarak görülür. Turganyev, liberal batıcı ve Avrupa hayranı bir yazar olarak karşımıza çıkar ve o yıllarda Rusya’da başlayan Panslavizm hareketine katılmadığı için milliyetçi Rus aydınları tarafından eleştirilir. Tolstoy ise Türklere ve Müslümanlara özellikle de İslamiyet’e olan ilgisiyle dikkati çeker. Anna Karenina’da Karadağ ve Sırbistan’a giden Rus gönüllülerini sadece “serseri gürûhu” olarak tavsif etmekle kalmaz, Slav meselesinin belirli menfaatler peşinde koşan mahdut mahfiller tarafından yaratıldığını ve Rus gazetelerinde çıkan yazıların da mübâlağalı olduğunu söyler.

Dostoyevski, 1870’lerden sonra Rus basınında Rus nasyonalizminin ve Türk düşmanlığının en kuvvetli savunucusudur. Dostoyevski’nin milliyetçiliğinde ve Türk düşmanlığında; ailesinin, beslendiği sosyokültürel ortamın ve devrin siyasî şartlarının büyük etkisi vardır. Dostoyevski’nin büyük dedelerinden Stephan Dostoyevski, Türk hapishanelerinde bir müddet kaldıktan sonra 1624 yılında hapishaneden kaçmıştır. Yazarın babası Mihail Andreyeviç Dostoyevski ise, askerî doktordur ve 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı’na katılarak yaralıları tedavi etmiştir. Dostoyevski’nin Petersburg’taki Askerî Mühendislik Okulu’nda okuması -ki bu okul genellikle milliyetçi Rus aydınları yetiştirmekteydi- ve kuvvetli bir Rus milliyetçisi ve Türk düşmanı olan Puşkin hayranlığı da onun Panslavist yanını besleyen kaynaklardır. Zira milliyetçi Panslavist bir şâir olan Aleksandır Sergiyeviç Puşkin, sadece Rus milliyetçiliğinin uyanmasına katkıda bulunmakla kalmamış; aynı zamanda Balkanlarda Slav ırkından bir Bulgar milleti olduğunu ve Bulgarların Türklerin elinden kurtarılması için Avrupa’nın ve Rusya’nın Bulgarlar lehinde müdahalede bulunması gerektiğini söylemiştir.

Bütün bu tesirlere rağmen Dostoyevski’nin Avrupa’ya gitmeden önce yazdığı eserlerinde, milliyetçi ve dinî duyguların çok fazla yer almadığı görülür. Milliyetçilik duygusu, önce Avrupa’da uyanmaya başlar. Yurtdışında ekonomik sıkıntılarla boğuşmak zorunda kaldı ı yıllar, her sıkıştığı anda ona kendi vatandaşlarının yardım etmesi, Avrupalıların kötü muameleleri ve Rusça kitap, dergi ve gazetelere duyduğu özlem, yazarın Rus halkını yeniden keşfetmesinde ve Panslavizm’e yönelmesinde etkili olur. Dostoyevski’nin Türk düşmanlığını besleyen kaynaklardan biri, belki de en önemlisi, devrin sosyal ve siyasî durumudur. Daha önce Çara karşı olduğu için Sibirya’ya sürülen ve hayatı boyunca Hıristiyanlık teolojisini sorgulayan Dostoyevski’nin, 1870’lerden sonra Çar taraftarı, ateşli bir Panslavist ve Ortodoks inancının müdafii olarak karşımıza çıkması, devrin konjonktürel ortamıyla ilgilidir. Zira 1870’ler, temelleri daha önce atılan Panslavist hareketin gelişmeye başladığı yıllardır. Rusya’da gelişen ve zamanla tüm Balkanlar, Avrasya, Kafkasya ve Orta Asya’ya yayılan Panslavist hareketler, Dostoyevski’nin Slavcılığını da besleyen önemli bir etkendir.[17]

Kaynaklar

[1] Dr. Selahattin Çiftçi, “Dostoyevski’nin Kumarbaz Romanı’nın Hayat-Eser Açısından İncelenmesi” (Dostoevsky and His Book Called “Gambler”), Uluslararası Sosyal Arastırmalar Dergisi (The Journal of International Social Research), Volume 1/5 Fall 2008, www.sosyalarastirmalar.com/cilt1/sayi5/sayi5pdf/citci_selahattin.pdf
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Fyodor_Dostoyevski
[3] www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=128
[4] www.ghkengelliler.org/pasa/kasim2009.pdf
[5] www.biyografi.info/kisi/dostoyevski
[6] Dostoyevski, “Yeraltından Notlar”, çev. Mehmet Özgül, Engin Yayıncılık, İstanbul 1993, ISBN: 975-379-158-5, Arka kapak yazısı.
[7] Yrd. Doç. Dr. İ. Murat Çakmakçı, “Dostoyevski’nin ‘İnsancıklar’ Romanında ‘Sıradan İnsan’ Figürü” (‘Ordinary Man’ Figure In The Novel Titled
‘Poor Folk’ by Dostoevsky)
[8] E. Belkin, “Dostoyevskiy ve Russkoy Kritiği”, Moskova, Goslitizdat, 1956, s.215.
[9] Leylâ Hafızoğlu, “Rus Eleştiri Tarihinde F. M. Dostoyevski”, U.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 5, 2003/2.
[10] Prof. Dr. Ayşe Pamir Dietrich (Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Öğnetim Üyesi), “Yeraltından Notlar – Nihilizm ve Egsiztansiyalizm”, s.185, www.littera.hacettepe.edu.tr/TURKCE/25_cilt/16.pdf
[11] Ecz. M. Fatih Yıldız, “Kitap Dünyası: Kumarbaz”, www.e-kutuphane.teb.org.tr/pdf/eczaciodasiyayinlari/pharmagap_1_1/11.pdf
[12] André Gide, “Dostoyevski”, çev. Bertan Onaran, İst., Payel Yay., 1998, s.13-14.
[13] www.yordamkitap.com/doc/books/preface_79.pdf
[14] Pereverzev’den aktaran, Robert-Louis Jackson, ‘Dostoevsky in the Twentieth Century’, www.utoronto.ca/tsq/DS/01/003.shtml
[15] www.vishne.net/guzel-sozler/kim.php?is=quote&kim=Dostoyevski
[16] tr.wikiquote.org/wiki/Fyodor_Mihayloviç_Dostoyevski
[17] Dr. Selahattin Çiftçi, “Dostoyevski’nin Eserlerinde Türklere ve İslâma Bakış” (A View to Turks and Muslims in the Works of Dostoyevsky), www.sosyalarastirmalar.com/cilt3/sayi11pdf/citci_selahattin.pdf

Şeyh Edebali Hazretleri

20170610_135852 Şeyh Edebali Hazretleri

Şeyh Edebali Hazretleri (1206-1326), Osmanlı Devleti’nin mânevî bânîsi, Osman Gâzi’nin kayınpederi ve üstâdıdır. 120 sene ömür sürmüştür. Tahsîlinin başlangıcı, muhtemelen doğum yeri olan Karaman’da, ikmâli ise Şam’dadır. Zamanın tanınmış bütün âlimlerinden ders okumuş ve hem zâhirî hem de bâtınî ilimler bakımından eşsiz bir duruma gelmiştir.

Moğol istilâsının ardından büyük bir çalkantı ve buhran yaşayan müslüman Anadolu’nun, içinde bulunduğu bu girdaptan kurtulması için büyük gayretler sarf eden şahsiyetlerin başında Edebali Hazretleri gelmektedir.

O, beyliklere bölünüp parçalanarak ciddî yara almış olan Anadolu birliğini yeniden tesis ile İslâm sancağını ehl-i küfür karşısında muzafferen dalgalandırmak için çırpınıyordu. Bu gâyesini gerçekleştirebilmek yolunda bütün Anadolu beyliklerini hassas bir değerlendirmeye tâbî tutmuştu.

Birbirleriyle Selçuklu’nun yerini almak maksadıyla devamlı ve kıyasıya bir sûrette kavga hâlinde olan beyliklerin durumu, Şeyh Edebali’ye ümit vermiyordu. Nihâyet henüz dört yüz atlı kadar bir kuvvete mâlik olup uç beyliği yapmakta olan ve hiç kimsenin ilerisi hakkında parlak şeyler düşünmediği Osmanlı Beyliği’ni tahlil eden Edebali Hazretleri, bu küçük beylikte aradığı ulvî cevheri buldu.

İSLAM’A HİZMET AŞKI

Gerek Osmanlı Beyliği’nin mevcut coğrafî durumu, gerekse fertlerindeki İslâm’a hizmet heyecan ve aşkı ile dolu bir i‘lâ-yı kelimetullâh anlayışı, Şeyh Edebali Hazretleri için mükemmel bir zemin idi.

Bunun için bütün yakınlarıyla birlikte Osmanlı mülküne yerleşti ve cümle gayret ve himmetini bu beyliğin madden ve mânen büyüyüp gelişmesi için sarf etmeye başladı. Öncelikle Bilecik’te bir zâviye kurarak halkı ve bilhassa başta Osman Gâzi olmak üzere beyliğin idârecilerini irşad seferberliğine girişti. Tarihçi Âşıkpaşa-zâde, zâviyesinin hiç boş kalmadığını, Şeyh Edebali’nin gelip geçen derviş ve fukarânın her türlü ihtiyacını giderdiğini, hattâ bu gâye ile dâimâ bir koyun sürüsü bulundurduğunu kaydeder.

Evvelce bahsinde anlatılmış olduğu üzere Osman Gâzi, gençliğinden itibaren ilim ve tasavvuf ehlini çok sever, husûsiyle mübârek günlerde üstâdı Edebali Hazretleri’nin yanına giderek ondan feyz alırdı. Şeyhin, Osman Gâzi’nin Kur’ân-ı Kerîm’e hürmet ve tâzîminin neticesinde gördüğü rüyâyı tâbir etmesi ve ona kızını zevce olarak vermesi meşhurdur.

Şeyh Edebali Hazretleri’nden sonra mensub olduğu ahî şeyhliğinin kime intikâl ettiği bilinmemekle beraber talebesi Dursun Fakîh’e icâzet vermiş olduğu rivâyeti kuvvetlidir. Ancak bu icâzet ve hilâfet daha sonraları torunu 1. Murad Hân’a intikal etmiştir.

Edebali Hazretleri, aynı zamanda ilk Osmanlı kadısı ve müftüsüdür. Yıllarca halkına huzur ve feyiz saçarak uzun bir ömür sürmüş, 1326’da vefat etmiştir.

Rahmetullâhi aleyh!

Edebali Hazretleri çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Önde gelen talebelerinden Dursun Fakîh, kendisinden sonra Osmanlı Devleti’nin ikinci müftüsü ve başkadısı olmuştur.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Erkam Yayınları, 2013, İstanbul

Akıncı Beyi Mihaloğlu Alaaddin Paşa

0c44ff94a5a735969b6e10ddb3d097a3_caldiran-savasijpg Akıncı Beyi Mihaloğlu Alaaddin PaşaMİHALOĞLU GAZİ ALAADDİN ALİ PASA
Akınlarıyla İslam düşmanlarını perişan eden Akıncı Beyi
Akıncılar İslam uğruna kelle koltukta mücadele eden yiğitlerdir. Onlar için açlık, yorgunluk yoktu. Ne kadar kalabalık olursa olsun düşman sürüleri engel teşkil etmezdi. At sırtında gece gündüz düşman illerinde yol katederlerdi. Hayatları sınır gerisindeki şehir, kasaba ve köylerinde geçerdi.
Düşmanın iktisadî ve askeri küvetini perişan etmek, düşmanın yüreğine korku salmak için yapılan akınlarda kartal kanatlı sendengeçti akıncılar kasırga gibi eserlerdi. Onlar için cihad, bir şenlikti. İ’lâ-yi kelimetullah uğruna şehadet şerbetini içmek en büyük dilekleriydi. Onlar kanlarını, canlarını hak yoluna feda etmişlerdi.

En büyük akınlar Fatih ve Kanuni devirlerinde yapılmıştır. Bu devirde yapılan akınları Avrupalılar hâlâ hafızalarından silememişlerdir.

Akıncı beyleri içerisinde en meşhuru Mihaloğlu Alaâddin Ali Paşa’dır.

Ali Paşa akıncılarıyla birlikte Tuna’yı kuzeye doğru tam 330 defa geçmiştir.

1435’te dünyaya gelen Ali Paşa, iyi bir tahsil görmüştür. Macarca ve Romence dahil birkaç Avrupa dilini mükemmel şekilde bilmekte, Türkçe kadar rahat konuşmaktadır.

Fatih ve II.Bayezid devirlerinde yaptığı akınlarla devlete büyük hizmeti geçmiştir.

Fatih devrinde 25 devletle birlikte tutuşulan harplerde Alaâddin Ali Paşa’nın akınları, düşmanları yıldırmış ve muharebe güçlerini büyük ölçüde kırmıştır.

Fatih idaresindeki Osmanlı Devletine 25 devlet birden harp açmıştır. 1463’te başlayan savaşlar 16 sene aralıksız devam etmiş, savaşların hepsi Osmanlı devletinin zaferleriyle neticelenmiştir.

Osmanlı Devletine harp açan devletler arasında, Venedik, Macaristan, Almanya, Lehistan, Arago, Kastilya, Napoli gibi harp güçleri oldukça yüksek devletler de vardı. Devletler birleşerek haçlı orduları teşkil etmişlerdi.

İlk olarak Venedik 28 Temmuz 1463’te harp açmış, fakat Mihaloğlu Ali Bey ve diğer Akıncı beylerinin idaresinde Venedik’e yapılan akınlar Venedik’in iktisadî durumunu perişan etmiştir.

Venedik’ten sonra Macaristan’a akınlar yapılmıştır. Bu ülkeye 1461 ve 1466’da yapılan akınları Ali Bey idare etmiştir.

Alaaddin Ali Paşa 1466’daki akında, Macaristan Kralı Matthias Corvinus’un kızını esir almıştır. Bu prenses Mehtâb Hanım adını alarak müslüman olmuş ve Ali Beyle evlenmiştir.

Macarların cezalandırılmasına memur edilen Ali Paşa Tuna’yı geçmiş Varadin’i almış, otuz iki bin esirle dönmüştür.

Gazi Ali Paşa’nın katıldığı akınlardan bazıları şunlardır:

-1470’te Karniyol, Ljubljana ve Neustatele üzerine yapılan akınlarda yirmi bin kişilik düşman ordusu dağıtılmış, sekiz bin esir alınmıştır.

-1473’te Varadin şehri zaptedilmiştir. Yine aynı sene Hırvatistan baştan başa çiğnenmiştir.

-1474’te yapılan akınlarda Lehistan perişan edilmiştir.

-1478’de Venedik’e akın yapılmış, Friul ve Gorizia şehirleri alınmış Venedik ovası baştan başa çiğnenmiş, neticede Venedik’e baş eğdirilmiştir.

-1479’da Erdel’e büyük bir akın tertip edilmiş, kırk bin akıncı ile Erdel’e girilmiştir. Akınların Başkumandanlığını Mihaloğlu Ali Paşa yapmıştır. Bu büyük akında yirmi bin akıncı şehit düşmüştür. Buna mukabil Almanya ve Macaristan’ın harp gücü mahvedilmiş, Venedik ve Macaristan Balkanlardan defedilmiştir.

Alaaddin Ali Paşa Fatih’in vefatından sonra II.Bayezıd devrinde de akınlarına devam etmiştir.

Ali Paşa 1507’de Hakkın rahmetine kavuşurken geride beş bahadır evlat bırakmıştır.

Ali Paşa’nın evlatları; Gazi Hasan Bey, Gazi Ahmed Bey, Gazi Mehmed Bey, Gazi Hızır Bey ve Gazi Kara Mustafa Beyler Kanuni’nin saltanatının ilk yıllarında yaşamış ve hepsi de yaptıkları akınlarda şehit düşmüşlerdir.

Allah rızası için canlarını feda eden şanlı akıncılarımızı ve akıncılarımızın yiğit bir temsilcisi olan Alaaddin Ali Paşa’yı rahmetle yâdediyor, yazımızı akıncıların ruh haletinin terennüm edildiği Yahya Kemal’in “Akıncı” şiiriyle noktalıyoruz.

“Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;

Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!

Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kafilelerle…

Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan,

Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.

Bir gün dolu dizgin boşanan atlarımızla

Yerden yedi kat arşa kanatlandık o hızla…

Cennette bugün gülleri açmış görürüz de

Hâlâ o kızıl hâtıra titrer gözümüzde!

Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik,

Bin atlı, o gün dev gibi bir orduyu yendik!”