ATATÜRK’ÜN 19 MAYIS 1919’DA SAMSUNA ÇIKIŞI

Bandırma_Vapuru

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, 19 Mayıs 1919 tarihinde 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in Bandırma Vapuru ile yapılan yolculuk sonrası Samsun’a ulaşması olayı. Bu olay Kurtuluş Savaşı’nın fiili başlangıcı olarak kabul edilmektedir.[1]

Samsun’da Rum çeteleri ve Türk halkı arasında meydana gelen çatışmaların sonlandırılması için Osmanlı hükûmeti tarafından Mustafa Kemal görevlendirilmiş ve kendisine 9. Ordu’nun müfettişliği verilmiştir.[2] Bunun üzerine müfettiş görev bölgesine Bandırma Vapuru ile ulaşmış ve bir hafta boyunca Mantıka Palas’ta kalmıştır. Bu süreçte bölgede meydana gelen çatışmaların sebebini araştırmış ve işgalcilere karşı bizzat Türk direniş örgütlerinin kurulmasında etkin rol oynamıştır.[3] Mustafa Kemal, bu bir haftalık süreç sonunda Havza’ya geçmiştir. Havza’da geçirdiği onyedi gün sonunda ise şehirden ayrılarak Amasya’ya hareket etmiştir.

Anadolu’da genel durum

Osmanlı İmparatorluğu, 1918 yılının sonlarına gelindiğinde I. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılmış, Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzalayarak dağılma sürecinin sonuna gelmiş bir devlet görünümündeydi. Avrupa devletlerince hasta adam olarak nitelenen Osmanlı; imzaladığı ateşkes ile boğazların hakimiyetini, yeraltı kaynaklarının kullanım haklarını ve donanma ile ordu üzerindeki tüm emir haklarını İtilaf Devletleri’ne devretmişti.[4]

Mondros Ateşkes Anlaşması’nı takiben İzmir Yunanlar, Adana Fransızlar tarafından, Antalya ve Konya İtalyanlar tarafından işgal edilmişti. Bunların yanında Urfa, Maraş, Antep, Merzifon ve Samsun’a İngiliz askerleri çıkmış, İstanbul’da ise Kraliyet Donanması demirlemişti.[5] Bunlara bir tepki olaraksa Türkler tarafından Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti, Redd-i İlhak Cemiyeti gibi cemiyetler kurulmuş ve işgali sonlandırmanın çareleri düşünülmeye başlanmıştı.[6]

Müfettişlik görevinin verilmesi

Bu dönemde tüm Osmanlı topraklarında olduğu gibi Samsun’da da işgalciler ile Türk halkı arasında silahlı çatışmalara yaşanmaya başlamıştı. Bunun üzerine Arthur Calthorpe’ın imzasıyla İtilaf Devletleri, Osmanlı hükûmetine bir nota vermiş ve bölgedeki karışıklıkların giderilmesini istemiş aksi halde Mondros Ateşkes Anlaşması’nın 7. maddesinin gerekçe gösterilerek bölgenin işgal edileceğini beyan etmiştir.[7] Dönemin Harbiye Nazırı Abuk Ahmet Paşa ile Sadrazam Damat Ferid Paşa karışıklıkların giderilmesi görevi için Mustafa Kemal’i uygun görmüş, kendisine bu görev Abuk Ahmet Paşa tarafından bildirilmiş ve görev Mustafa Kemal tarafından kabul edilmiştir.[8] Mustafa Kemal bu görüşmeden sonra dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım Paşa ile görüşmüş ve yetkilerini tartışmıştır. Kendisine 9. Ordu Müfettişliği verilmiş, görev yetkilerinin bulunduğu ferman imzalanmıştır.[2] Ayrıca Mustafa Kemal bu fermanda bulunan bazı açıklamaları bizzat kendisi yazmıştır.[9] Müfettişlik görev ve yetkilerinin yer aldığı fermanın görevleri içeren maddeleri kısaca şu şekildedir:

  1. Bölgede düzenin kurulması, yerleştirilmesi ve olayların sebebinin araştırılması.
  2. Bölgede varlığı söz edilen silah ve cephanelerin toplanarak Osmanlı depolarına yerleştirilerek korunması.
  3. Bölgede yer aldığı iddia edilen Türk direniş topluluklarının dağıtılması.

Ayrıca fermanda Mustafa Kemal’in 3. ve 4. kolordular ile; Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Ankara ve Kastamonu illerinin kolordu komutanlarına doğrudan emir verebileceği yetki açıklamaları arasında yer almaktadır.[10] Bu ferman ile 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal, Anadolu coğrafyasının tüm doğu kısmına emir verebilecek rütbeye erişmiştir.

Müfettişlik görevini kendisini İstanbul’dan uzaklaştırmak için verilmiş bir görev olarak düşünen[11] Mustafa Kemal kaleme aldığı Nutuk adlı eserinin 1. bölüm, Benim Kararım adlı kısmında görevi kabul edişinin ardındaki düşüncelerini şu şekilde kaleme almıştı

Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son sorun, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktan başka bir şey değildi. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamını yitirmiş birtakım anlamsız sözlerdi.Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu?Öyleyse sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.

Falih Rıfkı Atay ve Mahmut Soydan’ın anılarına dayandırılan Nutuk Öncesi Atatürk Konuşuyor adlı kitapta Mustafa Kemal’in yolculuk öncesi VI. Mehmet ile görüştüğü ve padişahın kendisine şunları söylediği yazmaktadır[13]:

Paşa, paşa! Şimdiye dek devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir!.. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden daha önemli olabilir! Paşa, paşa… Devleti kuratarabilirsin!..

15 Mayıs 1919 tarihindeki bu görüşmeden sonra kendisi için hazırlanan ve onu Samsun’a götürecek olan Bandırma Vapuru’nun kaptanı İsmail Hakkı Bey’i makamına çağırtarak yolculuk hakkında bilgi almış ve ertesi gün öğle üzeri hareket edeceklerini bildirmiştir. Yolculuk günü vapur, Sirkeci Garı açıklarında İngilizler tarafından aramaya ve kontrole tabi tutulmuş[14] ve Mustafa Kemal, Beşiktaş İskelesi’nden motor ile Kız Kulesi açıklarında vapura binmiştir. Vapur hareket etmeden önce Rauf Bey Mustafa Kemal’e “yola çıkmamasını, işgal kuvvetlerine mensup bir torpido tarafından takip edileceğini ve vapurun batırılacağını” haber aldığını belirtmiş fakat o, yolculuğun plânlandığı gibi süreceğini söylemiştir.[11]

Vapur Mustafa Kemal hariç 18 askerle beraber 16 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıkmıştır. Rauf Bey’in belirttiği İngiliz gemisi, Bandırma Vapuru’nu izlemeye başlamış ancak Karadeniz’e açıldıktan sonra fırtınalı havada izlerini kaybetmiştir. Mustafa Kemal, İsmail Hakkı Bey’e karaya yakın bir rota izlemesini ve düşman saldırısı halinde gemiyi en yakın sahile oturtmasını emretmiştir.[15] Sert havada, dalgalı bir denizde yol alan gemi 17 Mayıs günü gece saat 23.00 civarında İnebolu Limanı’na girmiş,[16] 18 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri 12.00’de de Sinop Limanı’na yanaşmıştır.[11] Üsteğmen Hikmet Bey sandal ile kıyıya çıkmış ve yolda olduklarını Samsun Tümen Komutanlığı’na telgraf ile bildirmiştir. Bandırma Vapuru, bu telgraftan bir gün sonra da 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varmıştır.[5]

 

Samsun’a hareket

Mustafa Kemal ile Samsun’a çıkan askerler şunlardır[17]:

  • Kurmay Albay Kazım Paşa — Müfettişlik Kurmay Başkanı
  • Kurmay Albay Mehmet Arif Paşa — Kurmay Başkanı Yardımcısı
  • Kurmay Binbaşı Hüsrev Paşa — Birinci şube müdürü
  • Binbaşı Kemal Paşa — Müfettişlik Topçu Kumandanı
  • Dr. Albay İbrahim Bey — Ordu Sıhhiye Başkanı
  • Dr. Binbaşı Refik Paşa — Sıhhiye Başkan Yardımcısı
  • Yüzbaşı Cevat Paşa — Müfettişlik Başyaveri
  • Üsteğmen Muzaffer Paşa — Müfettişlik ikinci Yaveri
  • Yüzbaşı Ali Şevket Paşa — Müfettişlik Emir Subayı
  • Üsteğmen Hayati Bey — Kurmay Başkanı Emir Subayı
  • Yüzbaşı Mümtaz Paşa
  • Yüzbaşı İsmail Hakkı Paşa
  • Yüzbaşı Mustafa Paşa — Karargah Komutanı
  • Üsteğmen Abdullah Bey — İaşe Subayı
  • Birinci Sınıf Kâtip Faik Bey — Şifre Kâtibi
  • Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh Bey — Şifre Kâtibi Yardımcısı
  • Kurmay Albay Refet Bey — 3. Kolordu Komutanı
  • Üsteğmen Hikmet Bey — Refet Bey’in yaveri

Samsun günleri

Samsun’a 19 Mayıs’ta Tütün İskelesi’nden çıkan[18] Mustafa Kemal görevinin gereklerini yerine getirmeye koyulmuş ve bazı incelemelerde bulunmuştur. Bu incelemeler sonucunda Rum çetelerinin Müslüman halka saldırdığı, yerel yöneticilerinse dış devletlerin de duruma karışmasıyla bu olaylara müdahale edemediği kanısına varmıştır.[3] Bunun üzerine Canik mutasarrıfını görevden alarak yenisini atamış ve bölgede oluşan karışıklıklara yabancı askerlere aldırmaksızın doğrudan müdahale etmesini emretmiştir.[3]

Erzurum ve Ankara’da bulunan kolordular ile iletişim kuran Mustafa Kemal müfettişlik görevleri arasında yer alan “bölgede yer aldığı iddia edilen Türk direniş topluluklarının dağıtılması”nı yerine getirmek bir kenara kendi eliyle ulusal direniş örgütleri kurulmasına önayak olmuştur.[3]

Mustafa Kemal tümüyle İngiliz denetiminde bulunan şehirde Ulusal Hareket’in yönetilemeyeceğine kanaat getirmiş ve 25 Mayıs günü Havza’ya hareket etmiştir.[19] Havza’da geçen günlerinde Ankara ve Konya’daki kolordu komutanları ile telgraflaşmış, ülkedeki genel durum hakkında bilgi almaya çalışmıştır.

Bir hafta Samsun’da, on yedi gün de Havza’da kalan Mustafa Kemal bu süreçte Anadolu’nun ve halkın genel durumu hakkında bilgi alarak Ulusal Hareket’in fikirsel temellerini atmıştır.[20] Bunun yanında 28 Mayıs 1919 günü müdafaa-i hukuk cemiyetlerine gönderdiği bir genelgeyle İzmir’in işgalinin protesto edilmesini istemiş ve bunun sonucunda tüm Anadolu’da 96 miting gerçekleştirilmiştir.[21] Bu, İstanbul hükûmetince hoş karşılanmamış ve kendisinin İstanbul’a dönmesi emredilmiştir.[22] Harbiye Nezareti’ne oyalayıcı bir telgraf gönderen müfettiş 12 Haziran 1919 günü Amasya’ya hareket etmiş ve burada bir genelge ilan ederek açıktan açığa Kurtuluş Savaşı’nın başladığını duyurmuştur.

 

Önemi

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun ilk durağı kabul edilen bu olay Türk tarihindeki dönüm noktalarından birisidir.[24] Şark Meselesi adı altında yok edilmek istenen Türkler için 19 Mayıs 1919 günü millî bağımsızlığa, çağdaşlaşma ve demokratikleşmeye giden yolun ilk adımıdır.[25]

Bu gün Atatürk’ün çok önem verdiği bir gündür.[26] Atatürk, cumhuriyet kurulduktan sonra 19 Mayıs’ın önemini bu günü doğum günü olarak kabul ederek göstermiştir.[27]

Ayrıca 19 Mayıs, 1938 yılından beri millî bayram olarak kutlanmaktadır.[28] Ancak Atatürk “doğum günüm” dediği 19 Mayıs kutlamalarına sadece bir kez katılabilmiştir.[29]

403 defa görüntülendi