Destimal-i Şerif

Destimâl-i Şerîf
Sarayda harikulâde bir gün
Millet, geleneğin bağrında yeşerir…

Gelenekse, güçlü bir devlet teşkilatlanması ile hayâta geçer…

Yaklaşık on asırdır Anadolu’da üstelik açık ya da üstü kapalı düşmanlıklara karşı koyarak yaşamaya çalışıyoruz.

Yahyâ Kemâl, Paris’te geçen öğrencilik yıllarında, millet ile vatan toprağı arasındaki bağlantıyı öğrenince Türk milletinin Anadolu’daki târihini aramaya koyulmuştu.

Ona göre 1071 yılında Malazgird’in kilidini açarak Anadolu’ya giren Türkler, bu topraklara yaklaşık on asra dayanan büyük bir mühür vurmuştu.

Destimal-i Şerif yazısına devam et

Ey Benim Yürek Yangınım…!

Ey Benim Yürek Yangınım…!
Hayata Tutunuşum, Dört Elif Miktarı Nefes Alışım. Ravza Kokulu İnce Sızım, Dört Tarafa Baktığımda Aşkı Görüşüm, En Güzel Duâm, Güneşim, Ay’ım, Mutluluğa İlk Adım Atışım. Hayatıma Gelinlikle Girip Kefenle Çıkışım, Göz Yaşı İle Islanmış Seccadem. Sebebim, Caanım, Arzuhalim, Sevdiğim, Gönül Gülüm,,,,,
Ey Benim Yürek Yangınım…!
Bedbaht Olan Zamana Yenilmiş, Aşk Kokan Gizli Mabedim, Bir Gün Olur Belki Yüz Yüze Bakarız, Ne Olur Kalbimi Kırarak Gitme. Bırak Sızlasın Yüreğim, Hatta İnlesin, Biliyorsun Kalmaz Bu Acılar, Kalmaz Zaman Geçer, Belki Döner Gelirsin Dizlerime, Ozaman Bir Buse Hakkındır.
Ey Benim Yürek Yangınım…!
Bu Tende Bu Can Sana Sana İkramdır,Bu Sükût Eden Yüreğim Ayandır. Gül Kokulu Ellerinle Bu Caana Duâ Edermisim..? Ey Gül..! Sendeğilmisin Büllbülü Aşık Eden, Sen Değilmisin Durakta İsmi Yazılı Olan, Arıların Balında, Güvercinlerin Kanadında, yazılı Olan….

Ey Benim Yürek Yangınım…! yazısına devam et

Mevlevi Ayini Nasıl Yapılır

MEVLEVÎ ÂYİNİ

Mevlevîler’in zikir törenlerine verilen ad.

Mevlevî âyini yahut kısa adıyla semâ, tasavvuftaki devran anlayışına uygun biçimde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin, bulunduğu dinî toplantılarda duyduğu vecd ve zevk eseri olarak herhangi bir usul ve kaideye bağlı kalmaksızın zaman zaman yaptığı semâlardan (dönüş) alınan ilhamla, kendisinden sonra düzenlenip geliştirilerek şekillenmiş, diğer tarikatların zikir ve mukabele meclislerine benzer bir zikir toplantısıdır. Mevlânâ’nın düşüncelerinin bir tarikat kimliğine bürünüp teşkilâtlanması oğlu Sultan Veled’in zamanında başlamıştır. Ancak Mevlevî âyininin belli bir âdâb ve erkâna tâbi olarak yapılması XV. yüzyılda Sultan Veled’in torunu Emîr Âlim Çelebi’nin oğlu Pîr Âdil Çelebi dönemine rastlar. Bu konudaki son düzenlemeler ise Konya’daki âsitânenin şeyhlerinden Pîr Hüseyin Çelebi tarafından XVII. yüzyılda gerçekleştirilmiştir. “Mukābele-i şerif” adıyla da anılan Mevlevî âyini haftada bir defa İstanbul dışındaki dergâhlarda cuma namazından sonra, İstanbul mevlevîhânelerinde ise haftanın belirli bir gününde öğle veya yatsı namazının ardından mevlevîhânelerin “semâhâne” denilen bölümünde yapılırdı. Ayrıca “ihyâ geceleri” adı verilen kandil ve bayram geceleriyle hilâfet merasimlerinde de âyin icra edilirdi.

Mevlevi Ayini Nasıl Yapılır yazısına devam et

Selehaddin Zerkubi Kimdir….?

Şeyh Selâhaddin Ferîdûn Zerkubî (KSA)

Konya’nın büyük velîlerinden. İsmi Selâhaddîn Feridun’dur. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretlerinin önde gelen talebelerindendir. Önceleri Mevlânâ’nın hocası olan Seyyid Burhâneddîn Tirmizî’nin talebesi idi. Kuyumculuk yapardı.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, bir gün Konya’nın kuyumcular çarşısından geçerken, bir kuyumcu dükkânından gelen çekiç seslerinden çok etkilendi.Her çekicin vuruluşunda çıkan seslerin, “Allah! Allah!” dediğini müşâhede etti. Bu sesler, eşi bulunmaz bir haz ve dükkânın sâhibine karşı kalbinde büyük bir muhabbet hâsıl etti. Kapının önünden Mevlânâ hazretlerinin geçmekte olduğunu gören kuyumcu Selâhaddîn ve çırakları, onu hürmetle selâmladılar.

Mevlânâ, dükkâna merhametle teveccüh ettiğinde, dükkândaki bütün eşyâlar altın oldu. Bu durumu hayretle gören Selâhaddîn, dükkânındaki bütün malzemeyi, âletleri, çıraklarına ve fakirlere dağıtıp Mevlânâ’nın peşinden gitti. Ona talebe olmayı, dünyâ servetlerinden üstün gördü. Huzûra vardığında Mevlânâ onu talebeliğe kabûl etti.Selâhaddîn’deki istidâd ve kâbiliyeti görünce, yetişmesi için çalıştı. Selâhaddîn de hocasına kusûr etmiyerek, on sene hizmet etti. Mevlânâ, hocası Şems-i Tebrizî hazretlerine gösterdiği hürmet ve saygı kadar, bu talebesine de şefkat ve merhametle muâmelede bulundu. Onu, kendisinden sonra yerine vekîl olabilecek şekilde yetiştirdi. Mevlânâ Celâleddîn, Selâhaddîn’i o kadar çok severdi ki, onunla akrabâ olmak istemiş ve oğlu Sultan Veled’e, Selâhaddîn’in kerîmesini nikâh etmişti.

Selehaddin Zerkubi Kimdir….? yazısına devam et

Şüpesiz Allah İyiliği Emreder

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl, 16/90)

Yüce Allah, bu ayet-i kerimede toplumsal huzurun yapı taşlarından en önemlilerini sayarak bunları yerine getirmemizi emretmiştir. Her şeyi yerli yerine koyup, ölçülü hareket etmek, hakkı yerine getirmek anlamına gelen adalet; zulmün, haksızlığın, dengesizliğin karşıtıdır. Sahip olduğumuz konum her ne olursa olsun gücümüz nispetinde adaletli davranmak, adaletin sağlanması için gayret etmekle mükellefiz. Örneğin ailede ebeveyn olarak çocuklar arasındaki adaleti sağlamakla yükümlüyüz. Ebeveyn olarak bir çocuğumuz için yaptığımızı diğeri için de yapmaya çalışmalıyız. Bu asli ihtiyaçların giderilmesi, eğitim, çeyiz, miras paylaşımı vb. konularda olabileceği gibi, sevgi ve ilgi gibi hâl ve tavırlarda da söz konusudur. Ailede sağlayacağımız adalet toplumun her alanına yansıyacaktır. Yine bir işyerinde işveren veya patron konumunda isek emrimizdeki kişilere karşı iş dağılımında ve ücretlerde adaletli davranmamız gerekmektedir. Zira çalışanın hakkının daha alnının teri kurumadan verilmesi sevgili Peygamberimizin tavsiyesidir. Çalışanların yalnızca performanslarına göre değerlendirilmeye tabi tutulması, aynı işi yapanların aynı haklara sahip olması adaletin birer yansımasıdır.

Şüpesiz Allah İyiliği Emreder yazısına devam et

Origami Kağıt Katlama Sanatı

Origami hakkında bilgi

Bu kelimenin Japoncada “katlamak” anlamına gelen “ori” kelimesi ile “kağıt” anlamına gelen “gami” sözcüklerinden oluştuğu söylenebilmektedir. Kağıt katlama sanatı olan origami hakkında bazı kaynaklar Çin’den çıkmış olan bir sanat dalı olduğunu bazı kaynaklar da isminin Japonca olmasından kaynaklı olarak Japonya’dan çıkmış bir sanat olduğunu iddia etmektedir.

Bu sanatla uğraşılırken kağıtlar herhangi bir kesme yada yapıştırma işlemine maruz tutulmadan sadece katlanarak canlı ve cansız figürler yapılarak ortaya bazı eserler çıkartılır. Kare kağıtlar, dikdörtgen kağıtlar ve üçgen kağıtlar bu sanat için oldukça kullanışlı bir yapı oluşturmaktadır. Bazı denemelerde kağıdın kesildiği de görülmekte, o tip sanatlara da “kirigami” adı verilmektedir.


Origami Kağıt Katlama Sanatı yazısına devam et

Unutma…!

Unutma!
Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın.
Biri seni bulacak…
Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan
Biraz ürkeceksin.
Ne kadar dirensen de nafile
İnsansın seveceksin sonuçta…

Eski acılara bakıp da küsme sevdalara.
Gavura kızıp da oruç bozulmaz.
Sök at kafandan acaba’ları!
Bir kemik aynı yerden
İki defa kırılmaz…

Artık kararmaz gecelerin.
Bir daha yaşlar akmaz gözünden.
Sabahların gecikmez.
Kim bilir ağladığın günlere gülersin.
Bir defa öldün ya zamanında?
Bir daha ölmezsin…

Can Yücel

Mükemmel Eş Arayan Adam

Hayatı boyunca evlenmeden kalmış bir adam duymuştum. Ve doksan yaşında ölüm döşeğindeyken birisi ona, “Yaşamın boyunca evlenmedin fakat nedenini asla söylemedin artık ölüyorsun, en azından merakımızı dindir. Bir sır varsa şimdi söyleyebilirsin çünkü birazdan göçmüş olacaksın. Sırrın açığa çıkmış bile olsa sana bir zararı olamaz” dedi.
“Evet, bir sır var. Ben evliliğe karşı değilim ama mükemmel bir kadın arıyordum. Aradım ve aradım ve tüm yaşamım kayıp gitti” dedi adam.
Soruyu soran “Fakat bu koca dünya üzerinde, milyonlarca insan var, onların yarısı kadın, bir tane mükemmel kadın bulamadın mı?” diye sordu.
Ölmek üzere olan adamın gözlerinden yaşlar aktı. “Evet, bir tane buldum” dedi.
Soruyu soran tamamıyla şoka uğramıştı. “O halde ne oldu? Niçin evlenmedin?” dedi.
Ve yaşlı adam, “Fakat kadın mükemmel bir koca arıyordu.”

Vakti Aşk…..!

Vakti Aşk…..!
Ey benim Suskun Yarim; yazdığım kelimelerin şiirlerimin önü kesilmesin, tekrar tekrar düşsün kağıda Ama önce yüreğimden geçsin, bu mısralar sana yanmakla eşdeğer vuslatım.
Belki ben yazıyorum.
Lakin senin suskunluğunu kağıda döküyorum, Sükut ederek yazmayı bilir misin..? yada Susarak bağırmayı..?
Ben biliyorum her yazdığım Kağıt ıslanıyor…..
Bilmiyorum Bu kaçıncı Kağıt , yine yazmaya devam edeceğim Çünkü aşk kandilleri sönmeyecek ve zaman aşk vaktidir.
Aşkın Kitabı olmaz hakikatı olur, bu hakikat de sensin ey yar.

Vakti Aşk…..! yazısına devam et

Fikret Hakan Kimdir….?

FİKRET HAKAN KİMDİR?

23 Nisan 1934 yılında Balıkesir’de doğan Fikret Hakan, ilk olarak gazetecilikle ilgilendi. Hakan henüz lise öğrencisiyken, Abdi İpekçi ve Halid Kıvanç gibi isimlerin de bulunduğu İstanbul Ekspres gazetesinde röportajları ve öyküleri yayınlanmaya başlandı.

Asıl ismi Bumin Gaffar Çıtanak olan Hakan, 1950’de ‘Üç Güvercin’ adlı operetteki palyaço rolüyle Ses Tiyatrosu’nda sahneye ilk adımını attı. Oyunlarda rol almaya devam eden Hakan, birçok tiyatroda çalıştı ve 80’lerin sonuna kadar sahneden inmedi.

Kariyeri sorulduğunda üç önemli noktaya dikkat çekerek “Babıali, tiyatro ve beyaz perde” diyen Hakan, 1953 yılında ‘Köprüaltı Çoçukları’ ile sinemaya geçiş yaptı. Ardından ‘Beyaz Mendil’, ‘Gelinin Muradı’, ‘Üç arkadaş’, ‘Dokuz Dağın Efesi’ gibi filmlerde oynayan Hakan, 60’lara gelindiğinde ‘Yılanların Öcü’ ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. Bu filmle birlikte ‘Karanlıkta Uyuyanlar’, Hakan’ın unutulmaz filmleri arasında yer aldı.

Fikret Hakan Kimdir….? yazısına devam et

Ünlü Sanatçı Fikret Hakan Hayatını Kaybetti

Türk sinemasının unutulmaz isimlerinden Fikret Hakan, İstanbul’da bu sabaha karşı hayatını kaybetti.83 yaşındaki Fikret Hakan bir süredir akciğer kanseriyle mücadele ediyordu.akciğer kanseri tedavisi gördüğü İstanbul Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamadı. Hakan, 83 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Fuzuliden Su Kasidesi

Su Kasidesi
Fuzûlî

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

(Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar tutuşan ateşlere su fayda vermez.)

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

(Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Gerçekten de akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)

Fuzuliden Su Kasidesi yazısına devam et